27 Ara 2010

içimden geçenler

aklımdan geçenleri yanımda bir beden halinde bulmak. tek bir kişiymiş gibi yaşamak. huzur.
sessizce oturmak güzel. susmadan konuşmak güzel. bakışmak güzel. derin konular hakkında  konuşmak, hayal kurmak, uykusuz kalmak, saatlerce uyumak...her anı sanki çok mükemmel ve ilginç bir şey yaşıyormuş gibi yaşamak, hayatın mucize dolu, sihirli ve parlak olduğuna inanmak... ne ki bu ki?

"gözlerine belli belirsiz yeşiller bulaşmış sevgilim."

24 Ara 2010

nefes al

sızden baska hıcbır kadının uyumadıgı tertemız yataklar yerıne, artık kalbınde uyuyan kadınları saymayı bırakmıs olan yatakları tercıh etmek... Ask mı bu yoksa bır cesıt ucuz roman mı?
Yasadıklarımız tamamen bızım tercıhlerımız mı yoksa gızlı bır elın bızım ıcın sectıklerı mı? Kosarak kactıgımız kucak gun gelır ozlenır mı, yoksa bu sadece sevılme ıhtıyacı mı? Gecmıs dedıgımız sey gercekten yasandı mı, yoksa aklımızdakı sahnelerın senarıstı hayal gucumuz mu?
Hıc dusundunuz mu, ya ınandıgınız her sey "basıt" bır yalansa?

21 Ara 2010

onu neden seviyorum? 1

onu sevmemin bir nedeni de sürekli yeni düşler yaratıyor olması.
ikimizin birlikte gerçekleştirebileceği, yapılması olağan hem de etkileyici cinsten ve benim sadakat gösterebileceğim düşler.
şimdi biz yine bir hayali gerçekleştirmek üzereyiz ve aynı zamanda da yenilerinin planını yapıyoruz.
onunla olunca, devam etmek için her şeye, sebeplerim oluyor.
benim başkasıyla birlikte hayallerim olmadı hiç. ama o bana "birlikte" hayal kurmayı öğretti.

en önemli şey buymuş demek ki; birlikte aynı düşe uyumak.

je sens la présence de dieu dans notre amour!

bir fincan daha?

kahveyi neden seviyorum biliyor musun, kolay hazırlanıyor ve tadı güzel. koyuyorum fincanımı masamın bir köşesine, soğusa bile içebiliyorum. bana "beni unuttun" da demiyor, unutsam bile. sessiz. başımı ağrıtmıyor.

muhabbetini de seviyorum. bazen anlatıyor ya hani geleceğimi ya da iç kararmalarımı. dinliyorum onu. inanıyorum ona. genelde umutlandırıyor beni çünkü, güzel hayaller kurduruyor.

ileride bir günde, mükemmmel bir hayatım olacağını biliyorum mesela. problemsiz bir ilişkim, akıllı uslu çocuklarım, iyi bir işim olacakmış bir de. nasıl mutlu olacağımı anlatamam, bunların hepsi birer birer gerçekleşecekmiş. yollar varmış bir de, evet işte hep bahsettiğim dünya turu olmalı bu. yanımda da uzun boylu, o hani çok sevdiğim adam...
her şey tam istediğim gibi işte.

kahve işte, her türlüsü güzel. keyif dolu.

20 Ara 2010

gece yarısı düşünceleri

sıkılıyorum bu sessiz evden de, dışarıdaki bitmek bilmeyen gürültüden de. okuduğum kitap da içimi karartıyor, telefondaki konuşmalar da.
geçmişi silmek... geçmişte yaşadığın herhangi bir olayı kanıtlayamasan, geçmişle aranda olan tüm bağlantıların kesilse, o zamana ait hiç kimse ve hiç bir belge var olmasa, kelimeler silinse...  ne hissedersin? aidiyet problemi mi ortaya çıkar? kim olduğunu mu karıştırırsın?

korkuyorum, yaşanılanları düşündükçe. biri gerçekten siliyor mu kelimeleri mi?

10 Ara 2010

nakarat

Hayatımızı güzel yapan insanlar vardır, dönemsel olarak.  Yaşamınızın ortasına yerleşirler. Kötü olduğunuz anlarınızda yanınızda belirir ve siz iyi hissedince, sessizce kaybolurlar. Onların hakkında konuşmazsınız, yazmazsınız. Belki uzun süre fark etmezsiniz bile onların iyiliklerini. Yalnızlığınızda gelmişlerdir ve sizi birilerine emanet edip giderler, iyi olduğunuzdan emin olunca. 

Bu insanlar bazen telefondaki o ağlamaklı ses olur  “seni çok sevdim” diyen,  bazen sinemada aynı repliğe birlikte ağladığınız, sonra da birbirinize bakıp “ne yapıyoruz biz” diyen gülüşmeler olur. Bazen de uyumadan önce size sımsıkı sarılan o el olur. Siz fark etmezsiniz.
Zaman kendi yolunda akarken, bir gün size aynı kareyi bir kez daha yaşatır. Bu basit bir karşılaşma sahnesi olabilir ya da yeni bir tanışma sahnesi, belki de bir ayrılık sahnesidir.  
Tekrar tekrar yaşarsınız aynı şeyleri ve siz yine fark etmezsiniz, onların aslında hayatınızın önemli karakterleri olduklarını.

8 Ara 2010

anlatayım dedim

Her zaman yapılacak çok işim olur. Ajandam da her güne mutlaka bir şeyler yazılmıştır, 6 ay sonrasına bile. Ama ben yine de çok boş hissediyorum kendimi.  Artık gönüllülük, sivil toplum, dernekler vs. ilgimi çekmiyor. Onlar için bir şeyler yapmak gelmiyor içimden. Bu aralar yardıma ihtiyacı olan sadece benim. Tatil istemiyorum bu kez. Yoğunluk istiyorum. Ama bu “gezme” yoğunluğu değil. Bir yerlere git, oradan çık başka bir yere yetiş, değil.

İş sanırım. Ama boş işler değil. Bir şeyler öğrenebileceğim bir iş. Şimdiye kadar çalıştığım işler çok komik geliyor artık. Saçma sapan işler, bana bir şey katmayan.

Bugün bir iş görüşmesine gidiyorum. Yarında.
Bakalım.

6 Ara 2010

aslında bu bir aşk yazısı olmayacaktı

Soğuk… gri bir hava. Çaydanlıkta kaynayan suyun sesi… Mutfak camından karşıdaki çatıyı izliyorum, çatıdaki kuşları. İkisi var ki sürekli dipdibeler. O ikisi sanki gülüyorlar birbirlerine. Daha koyu olanı bir hikaye anlatıyor, hikaye o kadar eğlenceli ki neşeleri buradan fark ediliyor.
Kuş olmayı düşlüyorum. Sınırlar, vizeler yok! Dünya senin. İstersen bu gece onun kollarında uyursun. İstediğin an dönersin ait olduğun yere.
Çayın ocakta olma durumu bana huzur veriyor. Çayı koyunca ocağa ev, gerçek bir ev oluyor. Sıcak çay eşliğinde yalnızlık tripleri, dergiler, hafif müzik, birkaç damla… Özlüyorum.
“O”nu yazmak için başlamıyorum beyaz kağıtlara ama kurduğum cümleleri toplayınca “o” oluyor.
şarkısı burda :(

5 Ara 2010

uçurum

Düşmek…  
Ama çok yükseklerden. En iyi hissettiğinizin kollarından… 

Nasıl bir his biliyor musunuz? 

Yaşamak istemezsiniz bence.

3 Ara 2010

son hikayem

Bana hikayemizi anlat diyordu, o ses. “hikayemiz…” bir hikayemiz  var mıydı, bundan bile emin değildim. Hatırladıklarım şiddetli kalp çarpıntısı, kaybetme korkusu ve mide bulantılarıyken… hangi hikayemizden bahsediyordu ?

Yaşam boyunca birçok insanla kesişir hayatlarımız. Binlerce kişi tanırız, yüzlerce kişiden hoşlanırız, onlarcası arkadaşımız olur ve bir kez, evet sadece bir kez, eğer şanslıysak, ruh eşimizle, kendi parçamızla karşılaşırız.
Onu ilk gördüğümde, çocuk denebilecek yaştaydım.  Onu gördüm, beğendim ve unuttum, bir yıl sonrasına kadar. Tanışmamız neredeyse bir yıl sonra olacaktı çünkü.  Tanışmasaydık eğer o, sadece “hoş bulduğumuz”  yüzlercesinin arasında yok olup gidecekti. Ama biz bir kez daha karşılaştık ve bir kez daha ve bir kez daha…

1 Ara 2010

uyanırken

Neler oluyor? Ben burada değilken, ben başka bir algıdayken. Hayatım çok farklılaşmışken. Yanımdakiler değişmişken. Yapmam gerekenler birikmişken. Melankoliden uzaklaşmışken ben… neler oluyor?

Mutfaktan getirdiğim bir bardak su içilmek için masamda bekliyor. Ben yatağımda düşünüyorum;  ojelerimin silinme vaktinin geldiğini, okula gitmem gerektiğini, odada yapmak istediğim minik değişiklikleri, akşam gelecek arkadaşlara neler ikram edeceğimi, aramam gereken kuzenimi, vize işlemlerimi, tatil için neleri yanımda götüreceğimi, yeni alacağımız fotoğraf makinesini, fréderic i,  yarım kalan kitabımı, oradaki karakterin yalnızlığı ve kendini ifade edemeyişinden dolayı hep kaybeden biri oluşunu, lise arkadaşlıklarını, kaç dostum olduğunu, “ ölürsem kim beni özler” in acabaları, annemin telefonu, annemin “tatlım” deyişini, kızıma benim de “tatlım” diyecek oluşum, kızımın ona benzeyeceği ... (yüzümdeki aptal gülümseme)

Geriniyorum, tatlı bir rahatlık çöküyor. Huzur... Uzun bir zamandan sonra ilk defa bu sabah “biraz daha uyku” istemiyorum.  Suyu içiyorum. Günaydınnn sevgili odamJ

Pamuk nerdeydi?

15 Kas 2010

ayın en güzel hali*

Adımızdan bellidir kaderimiz. Sen sonsuz sınırsız bir göksün, dünyamı sarmalayan.  Ben ise parlak bir ayım, sadece sende var olan.
Sana beni görmek için bakarlar sevgilim, ben olduğum sürece sen bu kadar çekicisin ve ben de sadece senin bedeninde yaşayabilirim. Benim yaşam belirtim senin varlığın. Sende kaybederim kendimi, yine sende bulurum. Tekim ve sadece seninim. 
Dedim ya sevgilim bizim kaderimiz bellidir; ya birlikte var oluruz, sonsuzca yaşarız, ya da kayboluruz hiçlikte.


*dilay

9 Kas 2010

öp.

 " çocuk masallarında, prensesler kurbağalara öpücük verir ve kurbağalar sevimli prenslere dönüşür. gerçek yaşamdaysa, prensesler prensleri öper ve prensler kurbağalara dönüşür."

3 Kas 2010

la meme histoire*

Bir kadın ve bir erkek, sahilde yürüyorlarmış. Birbirlerine bakmıyorlarmış, konuşmuyorlarmış. Ama ne düşündüklerini biliyorlarmış. Kimse sessizliği bozmaya cesaret edemiyormuş. Bir süre sonra kadın dayanamamış, konuşmaya başlamış. Gittikçe değişmiş vücut dili, sesler yükselmiş, sessizliğin bozulmasıyla şimdiye kadar biriktirilen her şey dökülmüş dudaklardan birer birer.
Çok üşümüşler o sahilde, kışmış zaten, kar yağıyormuş her yere. Niye dışarı çıkmışlar ki o soğukta?

31 Eki 2010

ben bazen senin hiç tanımadığın biri olurum

En büyük şımarıklık ne biliyor musunuz? Doyumsuzluk.

Sahip olduğun şeylerin farkında olmadan, hep daha fazlasını istemek.  En ufak bir pürüzde herkesi suçlamak. Hayatındaki karmaşadan hep başkalarını sorumlu tutmak. Yalnız kalmak istiyorum deyip, sessizlikten korkmak.

Kalp sesinin gürültü olduğu zamanları özlemek.

Söyleyememek içindekileri.
Sessizce beklemek. Zaten o bilir değil mi senin bildiklerini.

Ağlamak.

Bazen hiçbir şeyi hak etmediğini düşünmek, bazense elindekilerin yetmeyeceğini.

Karmaşık bir ruh hali.

Her zaman, tüm iyiliklere rağmen huzursuz ve mutsuz. Her zaman sıkıcı. Bazen boş.

Ama aptal değil, kimin ne kadar sevdiğini ve bir erkeğin gözlerindeki aşkı görebilecek kadar akıllı.

29 Eki 2010

danse avec moi

Dans etmek….
Çok içmiş gibi, kendinden geçmiş gibi…
Kimseyi düşünmeden kendinden başka,
Nasıl göründüğüne aldırmadan,
Geçmek kendinden.
Bilmediğin yerlere gitmek!
Kalbinin atışına kapılmak,
Eşsiz bir yıldız misali.
Sadece içinden geldiği için dans etmek deli gibi.
Saçların kendi rüzgarından savrulsun,
Vücudun hiç olmadığı kadar güzel.
Başın bu kez içmekten değil, sallamaktan dönüyor.
Dünya bu gece seni izliyor.
Sen hala yalnız san kendini.

28 Eki 2010

blablabla

Hayatımla ilgili yeni kararlar alma süreci her zaman sınav dönemlerime rastlar.  Ders çalışırken düşündüğüm tek şey hayatımı değiştirmem gerektiği olur. Şu güne kadar “ şunları şunları …” yapabilirdim. Bak bugün  “şunları” yapmadığım için, şu okuduğumu anlamıyorum. Pişmanım.
 Benimki sorun belirlenmiş, teşhis yapılmış, ilaç bile yazılmış, hatta ilaç alınmış, ama bir türlü yutmaya fırsat bulunamamış, hikayesi. Birazcık gerginim.

Uzun süre birlikte yaşayan insanların, birbirlerinin nerede ve ne yapmakta olduğunu tahmin etmekte çok başarılı olduklarını biliyor muydunuz?

27 Eki 2010

anlatamıyor muyum?

sıkılmaya başladım yine.
biliyorum bu iç sıkıntısını, kendisiyle çok önceden tanışmıştık.
uzun zamandır hissetmiyordum.
yine gelmiş, bulmuş beni.
sevmiyorum beynime kan gitmesi durumunu.
bir anda iplerin kopması.
her şeyi bitiriyor değil mi.
evet bitiriyor.
ama ben anlatamıyorum galiba.
yoksa biri beni sallamıyor mu,
bu da güzel.
ben hep huzursuz ederim.
ben böyleyim işte.
bence biraz düşünün.
bence beni üzmeyin.
çünkü üzülünce
çirkinleşiyorum.
bir de şimdi sizi anlamadığımı düşünüyorsunuzdur, çok eminim.
yazık...


yine de bu  şarkıyı benim için dinleyin.

*.kendimden emin olmadıkça, sen benim olamazsın asla.*

23 Eki 2010

daha da sıkıcı olabilirim

Daha dürüst olunabilir mi?

Büyük bir yalan, gözlerden doğruyu anlamak.

Herkes sadece inanmak istediğine inanır,zaten hep duymak istediklerini duyar. Gerisi iç sesiniz olur, karıştırırsınız doğruyu yanlışı. Bence ne yapın biliyor musunuz, masalların gerçek hayatta var olmadığını kabul edin. Kendi masalınız diye bir şey yok. Yalnız öleceksiniz.

20 Eki 2010

konuşurum ben içimden, bilirim o duyar


Yazmak geliyor içimden, okuduğum kitaplardakileri anlatmak. Çok güzel insanlar tanıdım,özellikle kadınlar. Bu kadınlar, herkesten farklı.
İçimden ağlamak geliyor. Yapamıyorum.
Kaptırmak istiyorum kendimi okuduğum kitaplara,onların dünyasında kalmak ve gerçek hayata dönmemek istiyorum. Bir de tabi ki bitmesin istiyorum sevdiğim kitaplar. Kendimi unutturuyorlar önce bana, sonra hiç beklemediğim bir anda, minik bir olayla hatırlatıyorlar varlığımı. Kulağıma fısıldıyorlar beni. Seviyorum tüm karakterleri, hayatımdaki insanları sevmediğim kadar. Bir yerlerde nefes alıyorlar, biliyorum.

Dolu bir hayat yaşamak istiyorum.
Kendime ait bir alanım var benim, kimsenin ayak basamadığı. İşte burada mutluyum ben kendimle. Sadece kendime kanıtlıyorum her an, varolduğumu. Başka bir çabam yok. Zaten birilerine kanıtlamaya çalışmaya başlayınca, başlıyor mutsuzluğum. Birilerini bir şeylere inandırmaya çalışmak… boş bir çaba.
Anlaşılamama durumu. Yorucu. Susmamak gerekir böyle durumlarda ama susmayı tercih ederim. Ben hep derim ki, “sadece senin sözüne inanırım”. Ben böyleyken, o niye böyle düşünmez? O niye sadece benim sözüme inanmaz? Ben yazarım, uydururum, kurarım. Ama oynamam ki! Yalan söylemem. Sadece yazarım, bazen gerçek bazen hayal ve ne diyorsam odur işte. “Öylesine” diyorsam, kurmuşumdur, anlamak çok mu zor?
Kolay olan çekilmektir. Anlamaya çalışmadan gitmektir. Ben dur demem. Beklerim gelmeni. Bilirim geleceğini.
Bu hallerin bana minik bir çocuğu hatırlatır, küsüp giden çocuğu. 
Bir daha asla gitme.

unutmak

Sana seni anlatmak istedim ama aklıma gelmedin. Yüzünü unuttum. Kelimelerini de. Daha bitmemişti değil mi cümlen, ben giderken. Yine dinlememiştim seni. Hatırlayamıyorum gözlerini. Güzel gülen sendin değil mi, tamamen çıkmış aklımdan evet o sendin. Bahsetmiş olmalıyım sana hafızamın zayıflığından. Anlıyorsun değil mi, unutuyorum. Sürekli yaptığım tek eylem. Unutmak. Seviyorum bu kelimeyi ve ifade ettiklerini.  “Söylemek istediğin bir şey var mı?” diyorsun ya, evet var;
Hatırlatma kendini.

sevmediğim bir kelime

Kaç gündür aklımda. Kaç gündür rüyalarımda. Bir parçası burada hala. Gelip  alacak mı acaba, yoksa benim mi öpüp bir duvarın dibine bırakmam gerekiyor? Ne yapılırdı böyle durumlarda? Boğazım da acıyor, o da hasta şimdi. Havalar çok soğudu. Kışları daha yoğun olur her şey. Tamamen bundan dolayı bu aralar var olan hassaslığım. Başka ne sebebi olabilir ki zaten. Onun da çok acıyor mu boğazı acaba? Çorba yapmıştım bir de bu akşam.
Acı bir papatya çayı, hiç bu kadar güzel gelmemişti. Hastayken çok güçsüzüm ya, hep ağlamak istiyorum.  Keşke dökülse birer birer içimdekiler de daha fazla acımasa boğazlarım. Hep birileri yüzünden hasta olurum.
Gözümün önündekilere hiç bakmıyormuşum, saklayıp kaldırdıklarıma da sık sık çıkartıp bakıyormuşum. Bir tür sahtecilik bu yaptığım.
Bu kaçıncı fincan?  Boğazlarım… yazık bana. Uyutmaz, ağlatmaz, hiçbir şey yaptırmaz bu acı. Oturursun yatağında sessizce. Geçmesini beklersin. Yanında iki paket selpak, arada silersin burnunu. Daha çok gelir içinden ağlamak, daha çok susarsın. 2 yudum çay. Derin bir iç çekiş. Kalp ağrısı. Bu gerçek bir ağrı ama üşütmekten kaynaklanan, bildiğin kalp ağrısı, sıkışmış gibi kaburgalarının arasında.
Peki uyuyabildiğimde gördüklerimden size bahsetmiş miydim. Her tarafımı tutan o hiç sevmediklerim. Bağıramıyorum, kimse de yok yardım eden. Öldürmek istiyorlar sanırım, dua ederek uyanıyorum. Uyuyalı 15-20 dakika olmuş. Daha önümde koca bir gece.  Uyumaktan korkuyorum ama  yarın da erken uyanmalıyım. Güzel şeyler düşün hadi. Güzel bir uyku hayal et. Ilık bir yaz gecesindesin mesela. Tatlı bir esinti… uykuya dalıyorsun, yan odada annen uyuyor. Çok sakin ve huzurlusun. Hadi uyu. Bu kez kötü bir rüya yok. Denizi düşün mesela. Bir akşamüzeri sahilde yürüyüşünü, dalgaların ıslattığı bacaklarını… kumun içine gömülen ayaklarını. Uyuyabilirsin artık, çünkü kötü bir şey yok aklında. Acaba papatya çayının içinde minik böcekler olabilir mi, masum minik papatyanın yaprakları arasına karışmış, hain bir böcek. İçimde mi şimdi, hayır rüyalarıma gelme sakın! Uykudayken niye sıçrar insan?
Ben bir şey biliyorum; hastalanarak öleceğim. Yani kaza ya da başka bir sebepten  değil. Bir anda hastalanıp öleceğim. Bilir insan başına gelecekleri ya, öyle bir şey. O yüzden çok korkuyorum hastalanmaktan, hastalanınca iyileşememekten. Moralim hemen çöküyor, minik hastalık belirtilerinden bile. Böylece daha çabuk hastalanıyorum ve daha uzun süre hasta kalıyorum. Evet biliyorum bu süreci, ama değiştiremiyorum akışı işte. Kader gibi bir şey kışın hep hasta gezmem. Kendime üzülüyorum. Anneme ihtiyacım var.

yazma mutluluğu

Yazmadığım zamanlar kadar mutluyum.
Yazmayı seviyorum, ama sadece  mutsuzken yazıyorum.  Kelimeler aklımdan buraya aktığı zaman boşalma gerçekleşiyor ya işte o an, düşünmeden, durmadan, yazdığımın farkında olmadan yazıyorum ya… işte o gerçek bir an.

Düşünerek yazmaksa  sıkıcı. Kelime düşünmek… eziyet. Böyle yazdığım da olur arada, ama boşalmış olmam o zaman. Bir anlam ifade etmez yazdıklarım. Silinir sonra o yazılar.

16 Eyl 2010

saçma


... sonra uyuruz ya da ...


Her şeyi karmaşık hale getirmek, tam bana göre bir şey. Bir şey yapıyorum, bir şeyler söylüyorum ve bazen de hiçbir şey yapmıyorum ama sonucunda yine olaylar çözülemeyecek hale geliyor. Sonra da sadece dua ediyorum, her şeyin yoluna girmesi için. Çaresiz hissediyorum.

“akışına” bırakıyorum, pişman oluyorum. İyice bulaşıyorum, sorun büyüyor. Bazen kendimi toprağa gömesim geliyor. Suçlu hissediyorum.

Yaşarken mutsuz olduğunuz, ama sonradan özlediğiniz anlar oluyor mu? Hep geriye dönmek isteyen, anı yaşamayı reddeden hastalıklı bir ruh gördünüz mü hiç, siz hiç ruh gördünüz mü? Ben görmedim, aslında arada ruh görsek kendimize geliriz. Kendi ruhum neye benziyor acaba, oha ya o kadar yıl yaşa birlikte bir kere bile görme yüzünü,ilginç bir dünya. Ruh ve beden birlikte mi gerçekten?  Saçmalıyorum.

Geçen bir gün bana biri “ne kadar çok ,saçmalıyorsun, diyorsun!” dedi. “hep böyleydin, hep diyordun bunu!” dedi. Düşündüm. Saçmalıyordu gerçekten. İtham ediyordu beni. Öyle değil, diyordum. Hala ısrar ediyordu düşündüklerinde. “Saçmalıyorsun” dedim, “kes” der  gibi. Kes!
Sonrada “Allah belanı versin!” dedi. Üzüldüm. Allah belamı veriyor evet, huzursuzum, mutsuzum. Gülmüyorum hiç. Sanki birini bekliyormuşum gibi askıda bekliyor her şeyim. Zevk almıyorum lan aldığım nefesten, mutlu musun!

Her insanın hassas noktaları, zaafları vardır. Ben hep bulurum onları işte. Bunları kullanmasam da  varlığını biliyor olmam bile bir suçtur.
Şimdi ulaşamıyorum ona. Bitti her şey. Nefret ediyorum ona ulaşamıyor olmaktan. Benim ona yaptığım gibi yapıyor, esirgiyor kendini benden.

9 Eyl 2010

oje


*Hayatta en iyi yaptığım şeyin french manikür olduğunu bilmek beni düşündürüyor. kayıtsızım. -

*Kilo aldım. mutsuzum. -

*Keşke minik bir şeyler olsa ve ben hissedebilsem bayram olduğunu. umutluyum. +

*Bu tatil çok uzadı. Yeni sezon başlasın, yeni bölümlere geçelim artık, zira aksiyonsuz bir yaşam beni fazlasıyla sıktı. heyecanlıyım. +

*Grangé nin son kitabındaki kadında kendimi görüyorum. Galiba 35 imde ben, o kadın olacağım. yalnızım. -


3 eksi 1artıyı götürür. sonuç : +,pozitif. ben iyiyim. oh.


6 Eyl 2010

hava boşluğu

atmosfere İnanır misiniz, farklı ortamlarin insanları farklı etkilediğine ?

5 Eyl 2010

liyakat

Sana bir hikaye anlatacağım. Sonunu bilmediğim,başını kaçırdığım bir hikaye.  Verdiği bir ders yok bu hikayenin, kahramanları da tanıdık değil, iyi- kötü ayrımı da yok. Ama öyle bir hikaye ki, bir yanın başına gelmesini deli gibi isteyecek, bir yanınsa ürkecek yaşayabileceğini düşündükçe.

Bu hikayedekiler  ucundan sana dokunacak ama, belki hissetmeyeceksin bile, kalbin hızlandığından. Aslında hep bu anı bekleyeceksin farkında olmadan.  Ben de sabırla bekleyeceğim, kalbimdekilerin senin avuçlarına döküleceği anı.

Bu hikayeyi ne zaman anlatacağım biliyor musun? Basit.

Ben liyakate inanırım, hak ettiğinde.

2 Eyl 2010

tek başına


Mutsuz görünüyormuşum.
...
Mutsuz bir çocuk muyum gerçekten diye düşünmeye başladım. Değildim aslında. Sadece belki biraz huzursuz… ama mutsuz değilim.

Çok düzenli bir hayatım vardı. Önceleri planım, iyi bir iş, mutlu bir evlilik ( her evlilik mutluluk getirirdi zaten benim kafamda), çocuklar vs. Basit ama huzur dolu bir yaşam kısacası. Fazlasını istemiyordum hiçbir şeyde. Gerçek anlamda mutluydum çünkü. Elimdekiler beni tatmin ediyordu.  

Kısa sürede birçok şey değişti. Önce “güven” duygusu yok oldu. Sonra gerisi geldi.  Kandırılmıştık hissi acı bir şeydir  ve intikam duygusunu tetikler. Yaşananların gerçek boyutunu, araya yılları soktuktan sonra, yeni anlıyorum. Talihsizlik. Bu kelime yeterli yaşanan olayın tanımı için. O zamanlar çok ağırdı benim için her şey. Güvenin kaybolması, sevginin ve saygının azalmasına neden oluyor, sonrasında da şiddet dolduruyor, güzel duyguların bıraktığı tüm boşlukları. Güzel anılar siliniyor hafızadan gizli bir el tarafından. Bir gece yakandan tutarak uyandırıyor çığlıklar… ve  ölüme 1 kala! Korku hiçbir zaman bu kadar baskı yapmamış göğüs kafesime, tüm bağların koptuğu, hayatım boyunca en kimsesiz kaldığım gece.

Ben bencil değildim, ben sabit fikirli değildim, ben herkesi sevebilirdim… o geceden önce.  
Uçurumdan düşüyormuşum hissi uzun süre devam etti. Hayatım bir anda boşaldı, herkes birer birer  yok oldu. “Tek başınasın!”  cümlesi, beynime kazındı.  Kabul ettim, kabul etmeye çalıştım daha doğrusu. Hırpalandım. Yıprandım. Tek başıma olmayı denedim.

Ben değiştim. Hem de çok. Anlayışlı görünmem, yapılanları ciddiye almamamdan. Kendime öyle güçlü bir zırh yaptım ki… çünkü ben tek başınaydım!  Benim dünyamda  doğru ve yanlışlar kesin çizgilerle belirlendi. Dışına çıkmak yok. Yalan yok. Teklif yok. Israr yok.  Sevgi istemek yok. Aşk yok. Bağlanmak yok. Saygı var.

Önceden başkalarına güvenirdim, sonra sadece kendime güvenmeye başladım. Güçlendim. Güçlü hissetmek, insana farklı bir çekicilik kazandırıyormuş, gördüm.  Gelecek planlarımı yaşayan insanların, mutsuzluğunu gördüm.  Bir iş ve bir eş.  Sadece bu ikisi için dünyaya gelmiş olmamalıydım. Dünyayı kurtarmak değil hedefimJ Ama bu kadar sığ da olamam. Sınır koyamam kendime. Tek başınayım ve  her şey için çok zamanım var. Bu mükemmel bir his!

31 Ağu 2010

aklıma bi' şey geldi

Ben bir yerlere giderken, camdan hep dışarıyı izlerim. Hiçbir şey düşünmüyorsam da hemen fark ederim hep geçtiğim yerlerdeki minik değişiklikleri. Değişiklikleri fark ettikçe mutlu olurum çünkü değişiyorsa yaşıyordur.
En güzel düşünceler hep bu “vakit kaybı” olarak gördüğüm anlarda gelir girer aklıma. Hatta sarar sarmalar, “ hadi durma! Yap ” diye tırmalar aklımı. Dayanamam ben bu ısrara. “tamam,hemen inince.” Derim. Bitince yolculuk, derin bir nefes alırım. Unuturum tüm düşündüklerimi.

27 Ağu 2010

dly.

Benim hayatım, uzun ve karmaşık bir filmin kırpılan anlamlı karelerinden ibaret. Bu tadla yaşıyorum her anımı. Bir adım öteyi düşünmeden, dünü, dünden önce dünde bırakarak, sadece içinde bulunduğum anın büyüsüne inanarak, bazen amaçsız, bazen aşırı plancı… ama çoğu zaman, sadece hissettiğim için, yaşıyorum işte tüm anları(mı). 
Umursamazlık benim damarlarımda. Aklımda bir  şey tutamamam, hiçbir şeyi önemseyemeyişimden. Kimse için kıvranmıyor oluşum ise, kendim için sürekli yeni kaoslar yaratmamın nedeni. Ben bir şey yapmıyorum ki. İzliyorum olanı biteni sadece. Hiçbir şeyi değiştirmiyorum. İnsanlar değişiyor hayatımdaki, sonra bunu benim üzerime atıyorlar,halbuki ben kimseyi değiştirmek için bir şey yapmam ki. “Sen bilirsin” derim hep. Sen bilirsin.

26 Ağu 2010

taslak halinde

Aynıyım demiyorum, herkes gibi de değilim çoğu zaman.
Geçiştirilmek için kurulan cümleler var ya, bu aralar ben o cümlelerim işte.  Onuncu kattan düşen kağıt mendilim.  Denizden çıktığında bedeninden süzülen son damlayım.
Rafta seni bekleyen, okumayı hep ertelediğin, konusu ilgini çekmeyen  hikaye kitabıyım. Çoktan unutulmuş eski bir fotoğrafım, bakınca içini acıtan. Ben buyum işte, mutsuz, kırılgan, doyumsuz  ve bu yüzden  hep kaybeden biri.

En basit oyunlarda bile kaybederim ben.
Bazen bir prenses olurum. Öyle hissettirirler, bende minettar kalırım onlara, bazen de “zaten böyle yapmalı” derim, kendimi beğenerek. Karşıdaki bir anlam ifade etmez. Üzülürüm de ben o zaman yine, çünkü ben hep beni seveni sevmek isterim, onun bana verdiklerinin karşılığını vermek. Ama bazen olmaz işte.


“Artık siz bir yabancısınız” dedi kadın. “Samimi olamamam bu yüzden.”

minik bir dilek

Yazmak bile gelmiyor içimden. Hayatımda 1 şey düzgün gitsin, sadece tek bir şey ya… çok mu zor? Niye benim için her şey bu kadar karmaşık? Ne yapıyorum ki ben, biri bana yardımcı olabilir mi? Ne benim işlediğim büyük günah?
Ben kendimde olmak istemiyorum. Bu melankoliden nefret ediyorum. Gitgide dengesiz biri oluyorum. Git gide tükeniyorum. Ama yok olmak istemiyorum ki. İçim bağırıyor, anlayan bir insan bulur umuduyla. Sıkılmışım yine kendimden. Acımayla karışık bir korku kendime hissettiğim.”boşbulunuş” larımdan korkuyorum. O anlarda verdiğim yanlış kararlardan…  Belki  hiç sevmedim kendimi, belki de tüm hayatım kendime kendimi beğendirme çabasından ibaret.
Yok sayılmak nedir, dibine kadar yaşıyorum. Haykırıyorum buradayım diye, sesimi duyan yok.  Artık enerjim yok hiçbir şeye. İnsanların bağırmalarından ürküyorum, yüksek ses tonu katlanamadığım tek şey. Kaçacak bir yer yok. Yerle gök arasında kalmış, bir beden içine sıkıştırılmış ruhum. Beden ki benden çok farklı, ben bir çocukken, o bir kocaman bir kadın, ağır geliyor bu beden bu ruha. Durmadan hırpalanıyorum, beni hiç tanımayan insanlar tarafından. Herkes acıtıyor, sokakta uzun uzun beni izleyen o adamda, en yakın arkadaşta, sevgili dediklerimde, hep iyiliğimi(!) düşünen annem-babamda, durmadan dinlediğim o şarkıda, özlediğim o seste! Hepsi etimi koparıyor sanki.
Ben ölmek istemiyorum, sadece yüzünüzü göremeyeceğim, sesinizi duyamayacağım ve kokunuzu hatırlamayacağım bir yere gitmek istiyorum. Minik bir dilek işte.
24 ağu.’10
Ağustos ayını da hiç sevmem, söylenişi zor bir kere! Sildim seni Ağustos!

24 Ağu 2010

bazı insanlar...

İnsanlar bencildir. Kendi çıkarları ya da keyifleri söz konusu olduğunda, kimseyi önemsemeyecek kadar bencildirler. Aynı zamanda bu tip insanlar iki yüzlü olur ki işte bu karakter özelliklerine sahip insanlar, hayatın ne kadar boş olduğunu sürekli size kanıtlarlar.
Bir de kıskançlık varsa, hem de gizli kıskançlık, kaçın. Size iyi görünüp gizliden kuyunuzu kazarlar itinayla. Arkanızdan çok güzel iş çevirirler, aynı zamanda bir ustadır bu arkadaşlar yalan konusunda.   Yalanları toparlama üzerine kuruludur bütün muhabbetleri. Kazara bir şeyi toparlayamazlarsa da “saflık” larına verilmesini isterler yalvaran, masum ayağına yatan gözlerle. Sizin tüm geçmişinizin çetelesini tutar bu zavallıcıklar. En yakınınız gibi görünüp, güven sağlamaya çalışırlar. Bükemediğin eli öpeceksin mantığıyla yaklaşıyorlarmış gibi görünürler. Halbuki bileğinizi bükme gayesinden bir gün olsun vazgeçmemişlerdir. Tek dertleri sizin açıklarınızdır. Sizin mutlu olmanıza ya da görünmenize, başarılı olmanıza  asla dayanamazlar, eğer öyleyseniz derhal kalp kırıklıklarınızı hatırlatırlar. Maksat sizi üzmektir ya, bir şeyleri unuttuğunuzu ve iyi hissettiğinizi söylediğinizde, kendinizi çok değersiz hissettiğiniz o gün var ya işte zulada tuttukları, “o gün nasıldın ama?” sorusu sizi düşündürür. “Kim bu yanımdaki ?” dersiniz. O ise gülümseyerek “hala üzülüyor musun yoksa,” der. Sizin aklınızdan geçen ise o gülümseyen suratı dağıtmaktır, büyük bir zevkle. Susarsınız. Başta amacınız şans vermektir. Hoş görürsünüz bazı kıskançlıkları, hatta çoğu zaman üzerinize alınmazsınız. Fakat bir sonu gelmez bu tavırların. İş değişir. Kaybolup gitmesin istediğiniz güzel sandığınız ilişkinizin, çıkarlar ilişkisine döndüğünü fark ettiğinizde, tek üzüldüğünüz, sizin de masumluğunuzun yok olmaya başladığı gerçeği olur. İnsanlar birbirlerini etkiler, hayatınızda olan insanlara benzersiniz zamanla.  Hatta bazen daha da kötüleşirsiniz, kötü olandan! Korkmayın, büyüyorsunuz.

23 Ağu 2010

bilmiyorum.

Sıkıntı. Yüksek ses müzik. Alınması gereken kararlar. alkol yok. Yazı yazmak yok. Konuşmak serbest. Ama anlayan bulmak yok. Çabuk olacaksın. Sessiz olacaksın. Çalışacaksın. Tamam diyeceksin. Temel olan itaat. Gizli bir korku. Küfretme isteği. Kaçma isteği. Bir sözcüğe takılıp kalma. O anda her şeyin bitmesi. Bağıra bağıra şarkı söyleme isteği. İçinde kalan dans etme isteği. Sus. Düşünme bunları. Düşünmen gereken şeye yoğunlaş. Yapabilir misin? Sanmıyorum.

15 Ağu 2010

minik bir hikaye

İlk soru, “neden terk ettin beni?”
  
                  -  Hatırlamıyorum bile.
( vitrindeki ayakkabılar...)

-   Beni dinliyor musun? Sana diyorum!! Bana neden doğru düzgün cevap vermiyorsun?!
-     Hatırlıyorum. Hırpalıyordun beni. Çok fazla hem de.
-   Hayır, ben sana hiçbir zaman kıyamadım ki!!!
    
Gülümsüyor kadın. Yine bir sessizlik.
Onunla geçirdiği zamanı düşünüyor .  Ondan nasıl kaçtığı geliyor aklına. İzini kaybettirme çabaları… Tekrar nasıl bulduğunu çözmeye çalışıyor.

-          Neden konuşmuyorsun? Anlamak istiyorum seni.
-          Gitmek istiyorum.
-          Peşini bırakmayacağımı çok iyi biliyorsun. Bence  konuşmalısın.
-          Ben senden nefret ediyorum.
-         
-          Gitmek istiyorum.
-          Ben sana aşığım.
-          Sen sadece yalancısın.
-          Ben sana çok aşığım.


Kadın, ulaşılmaz görünen kadın… Aslında hep olmak istemiş O’nun yanında. Bitmeyen hikayesi olsun istemiş, baş karakterin O olduğu. Gerçek olmamış bu kadının hiçbir masalı. Bunu fark ettiği gün acıyarak bakmış aynada kendine, mutsuz  kadın. Ağlayamamış bile.

14 Ağu 2010

dancing with myself

Bugün aynaya baktığımda, ben başka biriydim. Sanki gözlerim bir başkasınınmış gibi, sonradan bana verilmiş, ödünç olarak. Öylesine bakıyordu bana, gözlerim.  Bir şey saklıyormuş gibi. Beni tanımıyormuş gibi.
Yaşadığının farkında olmamak çok kötü. Günlerin sayılı olduğunu bilmek ama bunu es geçmek, niye? Nerden çıkarıyorum sonsuza kadar yaşayacağımı? İnanmak istemiyorum buna. Böyle düşünmekte istemiyorum, evet ölebilirim her an. Korkmak istiyorum , evet benim sorunum fazla korkusuz oluşum.  Halbuki kaybedecek çok şeyim de var, neden korkamıyorum ki? Yoksa umursamaz mı deniliyor benim gibilere? Doğru umursamıyorum, olanları. Unutuyorum her şeyi bir güzel. Geçiyor, gidiyor, izi bile kalmıyor,  uyuyup uyanınca. Ağlayamıyorum bile canım acıdığında. Tepkisizlik had safhada. 
Duygusuzlaşıyor muyum yoksa? Bak bundan korkuyorum işte, duygusuz biri olmaktan, hissedememekten.
Ben incitilmek hiç istemem, kendimi korumam hep bu yüzden.  Bağlanamıyor oluşum da benim suçum değil zaten. Sorunlu biri olmak istemem  ama  ben bazen çok sıkılırım kendimden.

13 Ağu 2010

bakın bakın ne yazdım :)

Bu gün bisiklete bindim, en son fransada binmiştim, sokaklar boştu, hava serindi, bir de hep hafif rüzgar vardı. herkes durup yol verirdi. aklımdakiler ve yanımdakiler başkaydı o zaman. güzeldi.

ama buradaaa çok daha eğlenceli!!! kimse durmuyor, sağdan soldan çocuklar fırlıyor. sokaklar insan dolu yarabbim ne güzel. nüfusumuz hiç azalmasın, hep artsın. hava bayıltabilecek seviyede nemli ve sıcak. eve geldiğimizde sırılsıklamdık, hiç abartmıyorum.

aklımdakilere gelincede, aman şu erkek çocukları işte. hepsi ayrı bir problem. sorun ne aslında biliyor musun; kimse ne istediğini bilmiyor. hem kaybetmek istemiyorlar, hem de kaybetmemek için hiçbir şey yapmıyorlar. ben bazen bilinçli olarak fazla yüz veriyorum, çünkü sevdiğim birini şımartmayı seviyorum, ama işte karşıdaki anlamalı bunu. kerameti kendinden zannediyorlar, sonra da ben kavgacı, huysuz, huzursuz sevgili oluyorum, halbuki öyle biri miyim,asla! :)

neyse hayat güzel bu aralar erkek çocuklarına rağmen:)

11 Ağu 2010

şikayetim var.

Yazdım sildim,yazdım sildim ve yazdım sildim. Şuraya yazarken bile 50 kere düşünüyorum.  Bugün ki şikayetim, kararsızlığım. Kendimle savaşta kaçıncı rounddayım artık sayamıyorum, ama bildiğin kavga halindeyiz. Karar veremiyor bu insan, 30 kere fikir değiştiriyor, zaten konsantrasyonda 0. Hedefe kilitlen, yok yani. Kendime de “bu insan” demem ayrı bir saygısızlık,(aslında çok muhteremimJ) neyse. Bu da başka bir kavga sebebi.

Bu böyle olmayacak, biliyorum da, işte bir sonuç yok. Bekliyorum ki birileri itelesin bir tarafa doğru, en sevmediğim insan tipi oldum, yarebbim bi’şey  yap!

9 Ağu 2010

bak yine bilemedim.

Sevgili şımarık çocuk,
Söze aslında bir bok olmadığını söyleyerek başlamak isterim.  Eşitiz sevgili çocuk bunu anla. Senin tek farkın belki eski sevgili sayındır ki bunu avantaj sayıyorum kendim için, olsa olsa senden daha saf olabilirim değil mi. Ben sana kendimi anlatamadan ortadan kayboldun ya ben oradayım hala. İşte başlıyoruz.
Ben seni seviyordum. Evet senin “ne çabuk” demene rağmen seviyordum seni. Birini sevmek için  yüz yıllar gerekmediğini anlatacaktım daha sana. Ayrı ayrı her şeyini seviyordum. Gülüşünü mesela çok seviyordum. Güzeldi. Hala öyle değil mi. Bir iyilik vardı senin içinde. Gerçi kime anlatsam seni, “salla onu” diyor bana. Ben bilmiyorum hala, seni sallayıp sallamadığımı. Aklımdasın işte. Aslında iyi biri diyorum, “mesela?” diyorlar, biraz düşünüyorum, yok işte belli bir olay, yok. Galiba iyi olduğuna inanmak istiyorum. Neyse sana demem o ki, iyi biri ol çocuk, bu sana yakışan.
Çok yalan söylüyordun çocuk,bak yalan kötü bir şeydir  ve ben  yalan söyleyenlerin ağzına acı biber sürüyorum, sonra da ağlıyorlar. Ağladığında anladın bunu değil mi, yalan kötüdür ve bana söylenmez. Sana karşı kibar olmak istemiyorum çocuk biliyor musun. Kötü davranmak istiyorum, küfretmek istiyorum sana, sen beni hırçın yapıyorsun neden bilmiyorum. Geriyorsun beni. Laftan anlamıyorsun çünkü, acıtmak gerek sanki seni. Sana eziyet etmek istiyorum, planlar yaparken buluyorum bazen kendimi. Sonra iyi biri olduğumu hatırlıyorum da planları çöpe atıyorum. Ama çocuk 3 sene önce karşıma çıksaydın ve biz aynı şeyleri yaşasaydık seni yağlı kazığa oturttururdum biliyor musun. Neyse ki artık iyi biri oldum. Uğraşmıyorum kimseyle. Şanslı bir bebeksin.
Sözlerini tutmuyorsun. Buna da kızıyorum. Kandırmaya çalışıyorsun, bir de beceremiyorsun.  Annene şikayet etmek istiyorum seni, elimden bir şey gelmiyor. Baban kulaklarını çeksin istiyorum. Susuyorum.
Evet çocuk, artıların ve eksilerin ortada. Benden iyisini bulamazsın bu eksilerleJ hea madem bu kadar kötüsün ben niye seni istiyoruma gelince, gülüşün diyorum ya, yanaklarım kızararak…

7 Ağu 2010

4.50

Bu kadar güzel bir ay, yılda bir kez doğar.
şimdi tüm uyuyanlar, çok şanssızlar.

3. bölüm

Seninle ilgili gereksiz bu kadar şeyi bana neden anlattın? Neden varlığını fark ettirdin bana? Neden inandırdın gerçek olduğuna?

Gülüşün… aklımda kalan son parçan. Bir o silinmiyor, çıkmıyor içimden. Hem istiyorum onu da unutmayı, hem de kaybetmek istemiyorum, bir daha başka birinde bulamayacağımı bildiğim için. İzi kalan yaralar vardır, güzelliği bozan, sende öylesin benim bedenimde. Kaybolmuyorsun, acıtmıyorsun ama her baktığımda oradasın işte ve sadece sen olarak değil, senli bütün yaşamım orada. O yara da gülüyor bazen, işte o zaman canımı acıtıp o yarayı daha da büyüteceğimi bilerek kazıyorum kör bıçakla, göz yaşlarım bulaşıyor kanıma, uyuşuyor bedenim acıdan. İşte diyorum, bu kez unutuyorum. Yüzümdeki tebessüm gülücüğe dönüşünce yine sen oluyorum.
Ben hep yarım bırakırım, başladığım şeyleri. Eksik düşünürüm, yarım öğrenirim, mutluluklarım bile biraz yoksuldur.  Ama kendime rağmen, bende ki tek tamam olandın sen, aşk sanmıştım seni. 

6 Ağu 2010

bir dakika




Ben size korkularımdan hiç bahsettim mi, anlık hırslarımdan, çok fazla ve ani değişen ruh hallerimden, en sevdiğim sesin sahibinden, yaptığım kurabiyelerden, minik yalanlarımdan, insanlara kolay inandığımdan, kaktüsleri sevimli bulduğumdan, kışın ördüğüm atkılardan, kilo takıntımdan, annemin balkonunda kendimle geçirdiğim saatlerden,sadece akşam saatlerinde aklıma düşenlerden,  mizah anlayışımın kötü oluşundan, kendime hiçbir zaman kızamayışımdan, anne olma isteğimden, konuşmaktan hoşlanmayışımdan, yalnızlıktan kaçışımdan, “işte bu” dediğimde hep yanılışımdan,  sonra dönüp başa bir daha deneyişimden, insanlara ikinci bir şans vermeyişimden, bazen kendimle çeliştiğimden, uzakta olma isteğimden, tırmalamaktan hoşlanmayışımdan, uslu bir çocuk oluşumdan, loş ışıkları sevmemden, mumlardan ve kokulu şeylerden nefret edişimden, soğuk birayı ve sütlü kahveyi çok sevdiğimden, kimseyi incitmek istemeyişimden, çok soru sormayışımdan, sorumluluklarımdan kaçtığımdan, sadakatsizliğimden,  bazen oynuyor muyum yoksa gerçekten mi hissediyorum anlayamayışımdan, kararsızlığımdan, mükemmeliyetçiliğimden, insanlara olan tahammülsüzlüğümden, aslında erkeklerden nefret ediyor oluşumdan …  hiç bahsetmiş miydim size?

5 Ağu 2010

lunaPark


-                 
                                         -Yılın ilk yağmuru tehlikelidir, dedi gözlerime bakarak. Anlamış gibi içimden geçenleri.
     
         Lunaparkları çok severim, elimde elma şekerim. Büyüyesim de yok zaten bu günlerde.  Oyuncak bebeklerimle muhabbet ederim.  İstediklerimi yapmazlarsa hemen ağlarım, gözyaşlarım hazır bekler. Hırçınmışım çok küçükken, kimse beni sevemezmiş. Şimdide öyle, kimseye sevdirmiyorum kendimi.  Bazı şeyler hiçbir zaman değişmiyor ya hani.
         Ben kurdum kendi dünyamı ve hepinize birer sıfat verdim, hayatımdaki yerinize göre. İşte tam şu anda, geri alıyorum tüm verdiğim sıfatları. Siz hepiniz şimdi aynı oldunuz. Güzel verdiklerimi almak da, ya biri bana verdiği sıfatlarını geri isterse? Size soruyorum; ben sizdekileri alırken çok canınız acıdı mı?

3 Ağu 2010

2. bölüm

hep daha fazlası beklenerek gidilen kısa buluşmalar… “ilgileniyormuş” tavırları… içi boş bakışlar…
tanımaya başlıyordum seni, çok daha başka bir şeyle karşılaşacağıma olan inançla.


Hiç tadım kalmamıştı. Çok da yorgun hissetmeye başlamıştım, her şey bunaltıcıydı. “Sen”… hani o aklımda ki “sen”,  o senin gibi değildi. Bir şeyler vardı yolunda olmayan.

1 Ağu 2010

1.bölüm

Yalanlarını hiç sevmedim, yüzüme kustuğun. Kendimi aşağılamamı istedin benden, senden korktuğuma inanarak. Ama hiçbir zaman anlayamadın beni, bilemedin neler yapabileceğimi, hiç aklına gelmedi sana karşı tehlikeli  olabileceğim.
Üzülüyordum önceleri, beni fark etmediğin için. Çabalıyordum, senin gözünde bir şeyler olabilmek için. Çünkü sana öyle inanmıştım ki, senin gücüne. Pahalıydın sen, en güzel renkler sendeydi,  en tutkulu, en aşık, en zeki, en gösterişli, en… , her şeyin “en” iydin sen. Ulaşılması en güç …
Seni etkilemek herhangi birini etkilemek değildi, sen bambaşkaydın, kimseyle kıyaslanamazdın. Bende sana farklı yaklaşmalıydım. Denedim.
Sonra hiç beklemediğim bir anda her şey istediğim gibi oldu. Sen ve ben “bizim kısa öykümüz” adlı hikayenin başrollerini kaptık. Finali bilerek başladık hikayeyi hayata geçirmeye. Ben,  hikayenin sonunu değiştirmeye çabalayan, huzursuz aşık rolündeydim, sen de doyumsuz şımarık çocuk.

29 Tem 2010

ben

bilmiyordum ne soyleyecegimi. aklimda ki onbinlerce kelime elini ayagini nereye koyacagini bilmiyordu. beynim ile dudaklarim arasindaki mesafe o kadar buyumustu ki, o huzursuz kelimeler, cumle olup gelemiyorlardi bir turlu.
 - susar misin hep boyle, dedi.
uyumadan onceki gevezeliklerim geldi aklima (...).
anlatacak bir seyim mi yoktu yoksa anlatmaya gucum mu yoktu, bilemedim.
kelimeler iste... bir gelip bir gidiyorlar, doyumsuz bir sevgili gibi. ben de susuyorum, bu sevgiliye inat! kim kimi adam edecek bakalim.

27 Tem 2010

25.07.2010

“ ben kimseye güvenemem” derken, aslında demek istediğim “ ne olur bana biraz güven ver” di.

Yazdım, anlattım seni en ufak ayrıntılarına kadar. sonra üstünü çizdim. Çok yazdım çok anlattım, sonra kendime sakladım. Olması gerektiği gibi yaşanamayanlar yüzünden, duygularım yok olmaya başladı. Sustum. Düşündüm. Nerede hata yapıyordum?  Ben  yaşamak istediklerimi yaşarım ya sadece, sorun yok gibi görünüyordu. Sonra fark ettim ki benim kafamdakiler başlı başına hata. Şimdi otur ağla haline, her şeyi sen kurdun, yazdın, oynadın. Şimdi durmuş alkış bekliyorsun, döndün seyircilere… kimse yok seni izleyen ve ilk damla.

Ben istedim , hayat karşıma çıkardı hepsini. Sonra şımarık çocuk tavrıyla niye bunlar karşıma çıkıyor diye tartışıyorum hayatla. Hem korkarak, bir daha ki sefere karşıma  hiçbir şey çıkarmama olasılığından, hem de haklı olduğuma inanarak.

Yenilmiş, Kaybetmiş gibi. Cezalandırılmış gibi. Gücün yok gibi hissetmek. Hem de daha her şey için çok erkenken.

İstediğim hayat bu ya hani, daha özgür. Daha dolu. Öyle olduğuna inanarak geçiyor günler. Ama hiçbir zaman emin olamıyorum, gerçekten öyle olduğuma. Bu yaşadığım gerçekten "özgürlük" mü? Bazen sorgulamaktan yoruluyorum, aslında yoran sorgulamanın kendisi değil, hep sonuçsuz oluşu. Elde var 0.
Bazı şeylerin hesabını yaparım. Ben ne koyuyorum ortaya, o ne koyuyor? Bana ne kattı, bende ne kaldı? tutmalı hesaplar değil mi? ama bende o yok.

Çok uzun zamandır ağlayamıyorum. Ben her seferinde “ olabileceğini düşünmüştüm” demekten yoruldum artık. Ve işte bir kez daha, bu sabah, “olabileceğini düşünmüştüm.”
Tüm bildiklerimi, gördüklerimi unutmak istesem. Başa sarsak bir kereliğine. Sen bana “melek misin, şeytan mı” derken ciddi olmasan,gülsek sadece, eğlenmiş olsak.

Susarım ben hiçbir şey söylemem, anlatmam da kendimi. Duygularımı belli etmem, bedenimde alışık benim belirsizliğime, o da belli etmez bildiklerini. Gözlerim mesela hiç anlatmaz, uykusuzluğumu, ten rengim hep normaldir kanımdakilere inat. Dudaklarım söylemez, susamış olduğumu. Sen bana hiç bakma, anlayamazsın ben anlatmazsam eğer, yaşamış olduklarımı.


22 Tem 2010

insanin aklina hippiler geliyor

ugrastim, denedim, cabaladim ama olamadim!

hani sirtlarinda canta, ayaklarinda terligimsi rahat sandaletler ya da spor ayakkabilari olan, fotograf makineleri boyunlarinda, uzerlerinde bol rahat tisort ve sort olan turist-insanlar varya  iste... olamadim ben onlardan .
kolumda normal kol cantasi (icinde makyaj malz, kalem-defter ve bilumum -bilumum ne ya- bknz: bilumum diger gereksiz seyler olan ) , babetlerimle ve 3 dk da bir susayan,sicaktan bunalan bunyemle ben sadece guzel caféler kesfedebildim lyon ve cevresinde.
pisman miyim? degilim. her seferinde olmak istedigim gibi olacagima inaniyorum ya, sadece kendime bu kadar cabuk kandigim icin, her seferinde yedigim icin, kiziyorum.

neyse onemli degil, bir daha ki sefere kesin turist-insan olacagim nasilsa :)

oh yarabbim yarin eve donuyorum sonunda,cok mutluyum!

20 Tem 2010

bronzlasmak



sicak, cook sicak! beynim buharlasti, bronslasma askina gunesle olan munasebetimden. bir yandan da altin ve pirlanta tr de neden daha ucuz oldugunu anlatmaya calismam pascale' a ... gercekten hayat beni bazen fazla yoruyor. neyse diyorum guzel konular bunlar, ya yine cinsellige girersek? kelime haznem yetmiyor bu konuya allahim, sen yardim et!

bonne journée :)

18 Tem 2010

travma

"her sey mukemmel." dedi, "hayatim hic olmadigi kadar yolunda, sen guzelsin, harika bir insansin ve ben asigim sana! ama bu kadar mukemmel olamaz her sey degil mi, bu kadar mutlu olunmaz, bir seyler eksik sanki..."

"benim seni sevmiyor olusumu bilmiyor olman mi mesala." dedim, o an, bir anda onun butun vucudunu saran alevi hissettim, kisa bir kitlenme ani (...) , sonrasi malum, yuzundeki bu nefret parcaciklarini, askini anlatirken olan heyecanindan daha cok sevdim.

eski

anisi var diye biriktirdiklerim, keske soz verebilsem, size hep sahip cikacagima dair.

15 Tem 2010

she kills

she kills

bu kez oyle olmayacak

uzgun degilim,
kirildim aslinda sadece.
buz gibi bir telefon konusmasi daha.bir daha aramayacagim diyorum, ariyorum. koparip atamayacagimi bildigimden.sikilmaya basliyorum bu yuzeysel iliskiden, yapayliktan.

ben iyi olan taraftim aslinda, ama bir seyler bahane edilip suclandim hep...
hep bir problem vardi bende yani, sorunluydum cok, "onlara gore". bir sure inandim bende gercekten sorunlu olduguma. daha dikkatli yasadim, 2 kere dusundum, kendim icin ve onlar icin. ama degisen bir sey yoktu.

kirildim aslinda, hemde cok, bir cok kere!
ama hep sustum.sessizce agladim, kimse gormeden.
bu kez oyle olmasin istiyorum, birazda onlarin cani yansin.

14 Tem 2010

bayram notlari

parisi sel goturuyor! anladigim sey, nerede bir bayram, toren vs. varsa, orada yagmur yagar, insanlar perisan olur, mevsimin ne oldugu da onemli degildir.
askerler hic bozmadan devam ediyorlar ya torene, bagrima basmak istiyorum onlari :)
butun afrika kitasi pariste sanirim.fransiz kolonilerinin baskanlarinin sarkozy le selamlasirken farkettigim yavsak gulumsemeleri gercekten kotuydu. sarilacaklar neredeyse ve sanki cok memnunlar hallerinden. esleride bir acayip, giyinisleri yani. cok fazla renkliler resmi bir toren icin. yerel kiyafet desek de kurtarmiyor, kotu goruntu gercekten, bir de cok zayiflamalari lazim ya da carla nin yaninda durmasinlar mesala :) madame sarkozy ise cok sahte, toren nasildi sorusunun cevabi " ce défilé est magnifique(gosteri harika)" , bu kadar kisa ve yuzeysel olmamali.
bu arada, sarkozy selamladiktan sonra  milleti, eslerin oturdugu kisma gecti (esler ayri kisimda oturuyordu), biricik esinin elini optu, onu selamladi sadece ve yerine gecti. diger eslerde boyle baktilar. ayri ayri gelmislerdi torene , sarko once milleti selamlayacakti cunku etc etc...
champ elysee harika gorunuyordu, yerler boyanmisti mavi beyaz kirmiziya. bando takimlari gecerken, lisedeki bando takimim geldi aklima, birincisi ozledim, ikincisiyse allahim ne bos islerle ugrasmisim ben yaa :) tamam cok egleniyordum o ayri. ritimlere gelince tum dunya ayni parcalari caliyor herhalde bandoda.

kisaca guzel bir bayram, bayramlar her zaman guzel, kendi bayramimi ozledim, aslinda ben istanbulu ozledim, istanbul dunyanin en guzel sehridir!

yasasin 29 ekim:)


13 Tem 2010

kaybetmeyi hic istemem

bilmiyordum. seni neden istemedigimi bilmiyordum!
sen farkliydin bunu biliyordum ama ...

uzun sure dusundum seni, farkinda olmadan hayal ettim sevgilimmissin gibi, ama o kadar uzak geldi ki bana, inanamadim bu hayallere. belki gercekten yeni bir iliski icin enerjim yok, ben aslinda hic inanmam "iliskiye hazir degilim" diyenlere. iliski oyle bir sey degil ki, hazirlik gerekmez ona ya da bi start tusu. o baslar zaten sen farketmeden, eger samimiyse duygular tabi. bizim de oyle olmustu aslinda, vardi zaten bi iliskimiz. sen zorladin, bizi yokettin.
ne oldu bize, nasil oldu bilmiyorum.
bildigim tek sey senin arkadasligini istedigim.bana bir seyler katmaya devam et!
bosalan bardaklari doldurayim ben, bu gece keyfim yok, konusmayacagim, sen anlat diyeyim. sen gulerek bak bana. arada fotograf cekelim, yuruyelim sahilde. yasayalim yani, kaldigimiz yerden devam seklinde.
cok zor "seni anlayan" birilerini bulmak dolayisiyla seni kaybetmek istemiyor olmamin nedenleri yeteri kadar acik degil mi?
kimseyi uzmeye niyetim yok. kimsenin pesinden de kosamam ask ya da arkadaslik icin, sadece tam olarak anlatmaya calisirim kendimi,
kaybetmek istemiyorsam eger.
sonra mi?
istemiyosan eger, gercekten beni, benim istedigim sekilde,
bu son olur, benden seninle ilgili tek bir soz cikmaz bir daha, duymazsin sesimi.
simdi sen dusun bakalim biraz.


12 Tem 2010

keyfim mi?

evet keyfim yerinde, ama ben kendi yasamima donmek istiyorum artik. burada ben yasamiyormusum da , sadece izliyormusum gibi hissediyorum.
bacaklarim artik mahvolmus durumda, erken kalkiyorum, butun gun hic durmuyorum. nasil bir acliksa bende ki, bir seyi bile kacirmayayim diye gezilmedik sokak, kose, bucak birakmiyorum.
cok abarttim, cok yordum kendimi, sanirim eve gidince uzun sure evden cikmam, hatta odamdan, hatta yatagimdan:)
evim... ozledim seni! nasil duygusal bir bag varmis aramizda, hic boyle hissetmemistim, hic sahiplenmemistim oysa ki seni:) allahim aglayacagim simdi :)
antalya,seni ozleyebilecegimse hic aklima gelmezdi, eminim bu kadar uzak olmasam, bir gram bile ozlemezdim seni ama neyse... dikkat et sadece ozledim diyorum, hala sevmiyorum seni o ayri, 1-2 gun egleneyim seninle, sikilacagim nasilsa sonra, aglamaya baslayacagim yine "istanbul" diye :)
istanbul, askim, birtanem, aldigim nefes... sensiz olamiyorum ben, sensiz yapamiyorum:) hicbir seyi boyle ozlemedim ben ya, kopamazmisim senden 9365448786. kez anladim bunu:) milyonlarca kez anlattim seni, yakinda fransiz akinina ugrayabilirsin, her ne kadar benim fransizcam senin guzelligini anlatmaya yetmese de:)
buarada seninle ilgili niye sadece cami fotograflari var yaa, sen sadece camilerden olusuyorsun sanki, sevmedim bak bunu:(

10 Tem 2010

boyle olmasa...

niye ask hikayelerinin sonu hep b*k gibi olur?

elde kalanlar zavalli ayrilik cumleleri, yalvarislar, onsuz bombos olan ev ve koca sehir!boyle mi olmali? 

ayrilik...
artik siz yalnizsiniz. anlamsizlik eslik edecek uzun sure.
insanlardan kacarsiniz once. duzensizlik ele gecirir tum hayatinizi, bos siselerle uyanirsiniz, eger uyuyabilirseniz, yataktan cikamazsiniz, bedeninizi unutursunuz, yoksunuzdur artik siz, yemek yemek akliniza gelecek en son sey olur. bombos duvarlara bakip muhasebesini yapmaya devam edersiniz, surekli canlanir tum yasananlar gozunuzde, sonra damlalar duser yastiga, sessizce aglarsiniz, uyumaya calisirsiniz, gozleriniz yalvariyordur birazcik uyku icin ama bir an uyuyabilseniz hemen sicrayarak uyanirsiniz, bagira bagira aglarsiniz.
ilk gunler yataktan cikamayan bunye sonraki gunlerde evde dolasmaya baslar, telefon elde bakarsiniz oylece, kazara aynaya denk gelseniz kendinizden korkarsiniz, o kadar cirkinlesmistir aynada gorunen. sik sik oleceginizi dusunursunuz, amacsizlik, neden bulamama, kabullenememe, hirpalanan bir ruh... acinacak haldesinizdir.
sonraki gunlerde yavas yavas insanlara karisirsiniz ama o kadar garip gelir ki insanlar, baska bir dunyadasinizdir sanki. yuzlerine bakamazsiniz onlarin, anlattiklarini dinleyemezsiniz. daha fazla yalnizlasirsiniz.
beklenen telefon hic gelmez, kapida ki hic bir zaman o olmaz, mail kutunuz hep bostur.

zaman gecer... cok zaman gecer ama hicbir sey unutulmaz.sadece alisirsiniz iste, her seye oldugu gibi.
sonra hic beklemediginiz anda cikip gelir yeniden, biraktigini bulacagini umarak.
karsinizdaki asik oldugunuz adam degildir artik; bu adam degildir sizin optugunuz.
o sizi un ufak etmis, sonra da parcalariniza basarak yurumeye devam etmistir, bir an bile tereddut etmeden!

bu baska biri iste, siz de oyle...
ask coktan bitti,masumluk yokoldu.

7 Tem 2010

bir sey iste.

 icimdekileri hic eksiltmeden yaziyordum cogu zaman. ama artik o kadar acik olmamaya karar verdim.
niye anlatiyorum ki tum bunlari?
 uzaktayim ve kendimleyim. cok zamanim oldu dusunmek icin ve hala zaman var. gelecegimle ilgili cok sey degisti kafamda. yapacagim is, birlikte olmak istedigim insanlar, ailemle ilgili dusuncelerim, yasamak istedigim yer, gormek istediklerim ... beklentilerim degisiyor.

bir sey iste sebep olan tum bunlara.

6 Tem 2010

muhakkak

once bir bardak su ictim, sonra yuzumu yikadim buz gibi suyla.aynada gordugume iyice baktim, inceledim.kimdi tam olarak? aynada gordugum saf olandi muhakkak.o kafanin icindekileriydi asil problemi yaratan.bedenim cagiriyor, aklim kovuyordu, unuttum.


tanimiyormus gibi yapmak... ilk ogrendigim savunma mekanizmasi. aci cekecegini hissettin, deger vermiyormus gibi geldi,cok baglanacaga benzedi, muptela oldu, bekledin aramadi, aradin acmadi,aradi yalvardi... birak! tanimamazliktan gel:) bak ne guzel unutacaksin sonunda, o "son" ne zaman gelir bilemem ama gelir muhakkak, bir gun bir bakmissin oyle birini gercekten tanimiyorsun.

hayat garip iste, dun nereden bilebilirdim ki, onun bugun olmayacagini. aslinda bildigim bir seydi onun bir gun olmayacagi. sadece bu cok erken iste. bilirim aslinda beklemeyi, istediklerine kavusmak icin sabreder insan.bekler, bekler, bekler... ve bir gun artik beklemez.bitirmeyi ister kafasindakileri. anliyorum ben zaten bir cok seyi, soyleyecek cok sey de var, ama ben artik ... ben yokum iste.

kimseye kendimi anlatacak enerjim yok artik.istemiyorumda zaten anlatmayi.biliyorumda, ne kadar anlatirsam anlatayim,"karsimdakinin gorebildigi kadarim"." cogu zaman bencil ve hircin..." ben o degilim ki.

"baştan verdim sevgimi kısa vadede kazan diye döktüm sana içimi içemedin sen niyeyse aşk da yoruyor şimdi ama geçer bu duygu haftaya aşk var uyuyor şimdi ama geçer bu duygu sabaha , kaderden kaçılmıyor olacak olan olur şimdi sorular cevap bulmuyor ama asıl problem bu değil ki ,uyuyorum duyuyorum düşündüklerimi hep görüyorum uyuyorum duyuyorum diyemediklerimi hissediyorum,aşk iki başlıdır aşk... "

insanlara kendimi sevdirmeye cabalamayi 5-6 yaslarinda biraktim ben :)

lutfen.

ben birazdan gidiyorum, istersen sende gel dedim.
yok istemem dedi.
istersen kalayim, gitmeyeyim bu gece dedim.
yok istemem sen git dedi.
gideyim mi dedim.
git dedi.

gozlerine baktim, ben yoktum.

kapi onunde baska bir kadinla karsilastim, beyaz tenli, kirmizi dudakli.
bana bakti kadin, gulumsedi.
bende ona gulumsedim, uzun sure tasidigin bir emaneti sahibine verir gibi.
gozyaslarimi kapinin onunde dusurdum.
acaba toplamis midir?

4 Tem 2010

uyumamaca

bugun ilk defa ruya gordum, uzun bir aradan sonra. ama korkutucuydu, cok gercekciydi, hani bazen ruyadayken onun ruya oldugunu bilirsin ve korkunc seyler goruyor olsan bile garip bi rahatlik duyarsinya , uyanacagina olan inancla... iste bu kez oyle olmadi.

geceydi, kucuk bir kiz cocugu bana bir sey veriyordu sonra geri alacagini soyleyerek. konusamayacak kadar kucuktu ama konusuyordu. bedeni bir bebek gibiydi, yuzu kocaman bir kadin, ses tonu silik, eski pusku kiyafetler icinde. yagmur yagiyordu... neyse daha fazla anlatmak istemiyorum. anlattikca yasiyor insan.

bazi seyler bir an once silinsin gitsin isteriz hafizamizdan, hayatimizdan coktan gitmistir zaten o seyler fakat zihin bir turlu unutamaz.
sen baskalarina anlatirsin hikayelerini, unutmak istediklerini mesala. anlattirken duyacagin hissi merak edersin, acaba eskisi kadar siddetli yasayacak miyim o ani diye dusunursun, bilirsin de icinde tutmak daha guc. garip bir kendine eziyet turudur bu, anlattikca yeniden yasarsin, uzulursun, utanirsin belki, devam edersin anlatmaya, dusunmeden de edemezsin ,karsimdaki beni anlayabiliyor mu gercekten... bakislarindan anlamaya calisirsin.mavi gozlerde gordugun sadece hayran bakislardir, daha fazlasi yok.

insan hep ayni insan dunyanin her yerinde. duygular hep ayni. dile getiriste olur farkliliklar belki ama asil dusunceler, hisler, bedenler hep ayni.

ben...iste yine ben. bir yerde fazla kalamiyorum. hep baskasini ozluyorum. o baskasina kavusunca da bir baskasina basliyor ozlem. nefesim daraliyor bazen, hic bitmemesinden korkuyorum sanirim bu arayisin!

30 Haz 2010

dans ma rue*


sevmiyorum beni sorgulayan insanlari.
neden merak ediyorsun ki sevdigim muzigi, uyaninca ilk kimi dusundugumu, en sevdigim yemegi, yaz mi bana gore kis mi, kahve mi cay mi, hayal mi gercek mi, sadakat mi nankorluk mu? sanane tum bunlardan!

kafanda bir yerlere oturtmaya calisiyorsun beni, girmeliyim illaki bir kategoriye ki sende bana nasil davranacagini bil. o kadar aynisin ki digerleriyle... hicbir sey bulamiyorum sende.

halbuki ben dengesizligi severim, nasil davranacagi belli olmayan insanlari, bir gun gogsune sarip ertesi gun kapi onune birakanlari, onemsemeyenleri gecmisi ve gelecegi, fazla konusmayanlari, cok soru sormayanlari, iyi dans edenleri, daha once hic dusunmedigim seyleri dusunenleri, yolculugu sevenleri, severim iste. toplarim once hepsini birer birer, avuclarimda biriktiririm, cebime koyarim, sonra devam ederim kendi yoluma, daha once gitmedigim yerlere gidiyorsam eger geri donus yolunu bulabilmek icin evimin, teker teker birakirim onlari yollara. uzaklasirim boylece kendimden istedigim kadar. daha sonra bulmak istedigimde benligimi, yollarda biraktiklarimi takip ederim. buyurum gunden gune, cebimde topladiklarim arttikca, daha uzaklara dikerim gozlerimi. o uzaklarda yenilerini eklerim cebimdekilere. amac uzaklara gitmek mi cebimdekileri arttirmak mi bilemem, saklarim ben bir cok seyi kalbimde. biriktirme huyum annemden, sevme hevesim babamdan. birakmaz pesimi aliskanliklarim.

neyse ki biliyorum; ne kadar uzaklara gidersem gideyim, ben hic kaybolmam.

*sokagimda.

29 Haz 2010

yaklas

waka waka dansi,ben ve o :) eglenceli, basit, hicbir sey dusunmeden, sadece o'nu i taklit ederek, ayni zamanda buyuk bi ciddiyetle, saygi duyarak(!). zaten afrikalilara dondum. zayifladim birazcik.bol sutlu kahve bir de votka istiyorum.
saclarimi taramiyorum, erken uyaniyorum, ruya gormuyorum, mont blanc a bakarken onu diliyorum. yanimda olmaliydi diyorum. benim icin bir seyler yazmaliydi.
pisman degilim onu tanidigima, hicbiri icin pisman olmadim zaten.

beni hep eksik, yarim anladilar simdiye kadar. yalnizdim ben yanimda biri uyurken bile.
kimseye " bana yaklas" demedim ben, icimden deli gibi istesemde.

22 Haz 2010

sende uyuma

Az uyuyorum, seni daha çok özlüyorum.

Ben uyumuyorum, uyanışı izliyorum. Önce kuş cıvıltıları başlıyor. Sanki nefes alış verişini duyuyorum dünyanın. Uzaktan bir gemi geliyor, suda ki sessizliği bozmaya yeminli.

İstanbul diyorum… büyü artık ve büyüt.

Hava aydınlanmaya başlıyor, yaşlı bir kadının hareketlerindeki yavaşlıkla. Yardım etmek istiyorum güneşe. Sanki zorlanıyor bu sabah doğmakta. Sabırlı olmayı böyle mi öğrenir insan? Bekle diyor,nereden geldiğini bilmediğim bir ses. Kafamı kaldırıyorum gökyüzüne, ben baktıkça daha çabuk doğacağına olan inançla. Hava birden soğuyor. Pencerem açık. Rüzgar beni kokluyor.

Kuşlar… hiç susmasınlar. 

21 Haz 2010

içimdeki

Ağlamak istiyorsun, susma. Uzaklarda olma isteği hiç gitmedi içinden kabul et.
Kendine yalan söylemeyi kes artık.dürüst biri değilsin sen. Kimi kandırmaya çalışıyorsun ki!  Bak ben buradayım sana inanmayan tek insan. “Sen öyle güzelsin ki o yüzden kanıyorlar sana.”  Demişti biri. Sen de iltifat olarak algılamıştın ya hani bunu, işte o günden beri soğudum senden. Başka bir şey yok muydu yani sende . hayır, sadece bir tür acıtma operasyonuydu bu. Bu cümleyi söyleyecek sana sende kırılacaksın. Böylece üzmüş olacaktı seni. “Sen aptalsın” ın bir başka versiyonuydu. Ama sen onun istediği gibi davranmadın. Yine kaybettin. Hiç kızmadın ve teşekkür ettin güzelliğini dillendirdiği için. İşte hem kızdım sana onu parçalamadığın için hem de yine hayran oldum soğukluğun için.
Şimdi sen artık başka bir zamandasın. O çok geride kaldı. Hala bıraktığın yerde. Bu seni rahatlatıyor mu?merak işte, bir tür merak .
Niye insanlar bu kadar meraklı, niye senin hayatınla ilgileniyorlar?
Bir dk… heyy kafan yerinde mi senin, yine çok içiyorsun. Bak yine çıkacak birileri, hep aynı hikayeleri anlatıyorsun diyen, sonra da aynı hikayeleri yine senden okumaya devam edecek ya neyse.
Bir şey sorucam, bu sabah gerçekten özledin mi onu? Hayır ben şaka yaptığını düşündüm de.heyy kıs şu müziği, bak benimle konuşmuyorsun, yine kızıyorum sana. Yanıma gel dansı bırak, dinlemek istiyorum seni. sadece gülümsüyorsun işte yine, niye cevap vermiyorsun. Biraz daha içki?
Beni seviyor musun, Yani kendini?
Bazen kapının önüne koyuyorsun beni, günlerce konuşmuyorsun. Susuyorsun. Nereye gidiyorsun öyle habersiz?  Ben seni bekliyorum bıraktığın yerde, gelip beni almanı dileyerek geçiyor zaman. Ama senden  en ufak bir haber yok. Uzaklara dikiyorsun gözlerini. Hayallerle yaşıyorsun. Yemek yemiyorsun. Düşünmüyorsun. Konuşmuyorsun. Öylece bakıyorsun uzaklara. Biliyorum gitmek tek isteğin. Sevmiyorsun sen kimseyi. İstemiyorsun. Kızıyorsun herkese, sana  bencil dedikleri için, seni istediğin gibi sevmedikleri için, seni bağlamaya çalıştıkları için, yeteri kadar ilgilenmedikleri için, engelledikleri için, kıskandıkları için, fazla iyi davrandıkları için, hayatına karıştıkları için, kalbinde oldukları için… kızıyorsun onlara. Kırmızıyı sevmiyorsun, onlar seviyor diye.
Hayaller kuruyorsun hepsi orada. Sen hep acı çeken taraf. Parçalanan ilişkilerle dolu hayaller. Niye böyle? Niye mutlu olduğun bir hayal kurmuyorsun ki hiç? Hani uyumadan önce, düşündüklerin var ya,  reddediyorum onları. Hayatına el atmak üzereyim. Çok ihtiyacın var buna biliyorum.
Bak hayaller gerçekleşir, bunu unutma! Sen böyle umutsuz hayaller kurdukça, geleceğimden korkuyorum. Bana cevap ver artık nesin sen?  Seviyor musun beni, bunu bilmeye o kadar çok ihtiyacım var ki? Ben senin aklın mıyım acaba kalbin mi? Hangisi olmak isterim? Bilmiyorum. Hangisinden vazgeçemezdin ?  Ama sen o kadar değişkensin ki korkuyorum. Beni artık uzak tutma kendinden. Barış imzalayalım bu gece. Yalansız olsun ama. Bak ben her şeyi biliyorum. Sana kanan aptallardan değilim. Birlikteyiz ben ve sen.
Şimşek çakıyor. Korkuyor musun? Ben ürküyorum işte sadece biraz. Ama sen korkma, bak biliyorum, bir  yerlerde biri seni düşünüyor. Biraz daha votka?
Çok düşünme tamam mı o özlediklerini. Çünkü onlar bir daha geri gelmeyecek. Sen kişileri değil anları özlüyorsun. Evet, biliyorum kimse onun gibi öpmüyor seni… tutkuyla…  ama işte bak bitti. Sen istedin. Öpücükler yalan söylemez değil mi?  Aşık mıydın ona? Cevabını veremeyeceğin bir şey değil mi bu. Aşk neydi senin için? Tamam tamam, biliyorum nefret ediyorsun bu konulardan, üstüne gelmeyeceğim bu gece. Yalnızsın, votkanlasın , korkuyorsun da yağmurdan. O olsa sarılırdı sana sımsıkı evet bunu da biliyorum. Ama sen de biliyorsun ki onun kokusu olmadan da yaşayabiliyorsun. Hatta bazen mutlu anların da oluyor. Peki ne bu kaygı o zaman, beni üzme, korkuyorum ben de, sana bir şeyler olacak diye . Susma ne olur, konuş benimle. Dokunamıyorum sana ama konuş. İçindeki ses hiç susmasın. Biz aslında kaç kişiyiz bilmiyorum. Yalnızlığı dahil etme bize. Sadece kendimize göre olsun tüm hayatımız.
Biten ilişkilerdense, biten içki bardağı daha çok üzüyor seni değil mi… İşte bu yüzden üzülüyorum senin için. Ama anlıyorum da. Sen çok üzüldün değil mi, yüzyıllar önce. Kırmıştı seni o adam, sen ağlıyordun her gece ve yalvarıyordun ona. Gurur tanımadığın bir kavramdı. Onunla doğmuştun ve onsuz yaşayamazdın . Öyle sanıyordun. Yalvarırsan geri gelecek, sadece ona onu ne kadar sevdiğini anlatman yetecek…sanıyordun.  Ama o, sana aldırış etmedi.
Sustun bir gün. Hiç olmayacak bir zamanda. Göz yaşların kurudu. Sadece onun kadar güçlü olmayı diledin, onun kadar güçlü ve  ulaşılmaz, işte o zaman.
Sanırım büyüdün sen,  ben fark etmeden. Hayallerin hala karamsar, evet herkesin söylediği gibi en kötüsünü düşünürsün sen.
Bir tek annen tanıyor, içinde ki mutlu çocuğu. O seni çok farklı görüyor. Mükemmel bir çocuk. Anlayışlı, sadık, itaatkar, pozitif, akıllı, merhametli… başka kimse fark etmiyor annenin sende gördüklerini.  Fark etmedikleri için sevemiyorsun onları. Bu yüzden de , acıyı hissedince kaçıyorsun hemen annenin kucağına, masum bir çocuk gibi...Yine de çok umursamıyorsun onları. Annen iyi geliyor sana. İnanıyorsun insanların seni kıskandığına. Göze batıyorum diyorsun, fark ediliyorum, o yüzden tüm bu karalama çalışmaları, diyorsun. Belki haklısın ama çoğu zaman değil.  Votka?

Neredesin şimdi? Çok uzak bir dünyada değil mi. Aşk var orada sadece, gerçek aşk dedikleri hani. Senin sınav kağıdında, fréderic e anlattığın. Bitmeyen, hep aranan… ağla hadi, ihtiyacın var buna.
Bugün kimseyle konuşmadın. O telefon konuşmasından sonra. Sinirlerin bozuktu, olmak istediğin bir yer vardı, sahi orada olmak istiyor muydun?  Sen gerçek bir yalancısın. Ben bile emin değilim senden.
Gerçek aşk diyordum…  ne zaman bulacak seni? Önce hayata dönmen lazım, aramıza. O kadar kopuksun ki … ulaşamıyoruz sana. İstemiyorsun değil mi aslında inanmıyorsun böyle şeylere.
Tek isteğin ayılmadan uyumak, tamam rahat bırakıyorum seni git şimdi. Ağlamayı kes ama. Dayanamıyorum sana. İnan o özlediğin kadar çok seviyorum seni, o gitti bak ama ben sonsuza kadar yanındayım.  Bırak beni yok saymayı . Ben buradayım. Seninle.

18 Haz 2010

the end

ne güzel kayboluyorsun sen öyle, gitgide küçülüyorsun. ben sana bakıyorum arkandan. gerçekten yok oluyorsun. herhangi bir "anı"ya dönüşmek üzeresin tam şu an, muhtemelen bir daha aklıma gelmeyecek olan. keyifliyim, bu yüzden hiç sorun yok. ben yine oyunlarıma geri dönüyorum, dışarıda eğlence beni bekler bilirim. güzel vakit geçirdim, kısa bir yanılma anı diyelim. arada güzel böyle heyecanlar. evet evet övünebilirsin kendinle , biraz heyecanlandım doğrusu, severim ben böyle kendine inan insanları. sen bana hikayelerini anlatırken kendine olan sonsuz inançla, ben gülüyordum ya sana hani, gerçekti o gülmeler. evet gerçekten dalga geçiyordum. sıkıcıydın çünkü. çok uzaktın benden. yalnızlıklardan bunalmıştım zaten bir de senin yalnızlığın fazlaydı bana.
senin bir artın yoktu diğerlerinden.
* üzgünüm, çok daha iyilerini gördüm.
* üzgünüm, seni hiç özlemeyeceğim.
* üzgünüm,  sen hiçbir zaman yetmedin zaten.
* üzgünüm, sana bir konuda yalan söyledim.

bu aralar tek isteğim...

Sessizlik… biraz sessizlik istiyorum ve biraz zaman. Yalnız kalmaya ihtiyacım var, bana gereken fiziksel uzaklıklar. Kendimle vakit geçirmeyi özledim, kendimi özledim. Dergilerim, kitaplarım, fonda sakin tınılar ve kahvem, bol sütlü olanından. Gevşemeye ihtiyacım var.

Hayat birden çok hızlandı ve bu tempo beni delirtiyor. Bir yere yetişmek istemiyorum, yeni insanlar istemiyorum, hele ki var olanları çıkarmaya çalışırken ben, yenileri için hiç enerjim yok.biraz sussak, kimse konuşmasa, dedikodular kesilse, aptal gülümsemeler yok olsa, gereksiz şımarıklıklar bitse ve ben çok uzaklarda olsam… her şey güzel olur.

Yogayı özledim, kaslarımı geri istiyorum. Gevşemek diyorum ya, hiçbir şey düşünmeden, hayattan sıkılmadan, sadece var olduğun, nefes aldığın için duyduğun şükran duygusuyla , gevşemek. Yalnız olmadığını, öylesine bırakılmış, başıboş olmadığını bilmenin verdiği bir güven duygusuyla gülümsemek ve bir parça çikolatanın tadını hissetmek hayat olsa gerek.

Favori çikolatama zam gelmiş! Evet, bundan sonra canımı illa ki bir şeyler sıkacaksa, bu tür şeyler sıksın. Çikolatanın fiyatının artması, masaya dökülen kahve, tırnağın kırılması, bacağımdaki kramp, café de sevdiğim tatlının yeni bitmiş olması… bunlardan daha “ciddi” problemler istemiyorum artık hayatımda. Ömrümü yemeye hiç niyetim yok çünkü 50deyken ben, 35 gibi görünmek istiyorum :)
Yaşasın gamsızlık!

17 Haz 2010

garip olan ne?

Hayat çok garip, bahaneler çok ve bazen acıtıcı. İnsanlar çok da yaratıcı bahane uydurma konusunda. Karşısındakinin durumu “çakmayacağından” emin, sırala bahaneleri… Diyecek bir söz yok ona, bu kadar  reddedildikten sonra. Yalana dayalı tüm ilişkilerimiz zaten,  alt tarafı onlara bir yenisini daha eklemiş oluruz, sonra kaldığın yerden devam.

Hayat çok garip, insanlar çirkin ve kaba. “Nezaketten yoksun bir avuç insan, tüm dünyasını kişinin nasıl mahvedebilir?”  sorusuna yanıt benim hayatım. Çirkin sıfatını yapıştırmam için bir insana , bir bakış yetiyor. O soğuk,  kıskanç ve boş  bakışlar... Aşağılanmayı hak eden bir grup insan…  yalnız ve mutsuzlar, hak ettikleri gibi.

Hayat çok garip, sözcükler aldatıcı ve kırıcı. Kelimelerin anlamlarıyla oynanan oyun, hislerle oynanan oyun kadar can yakıcı. Karşındaki, zihnindekileri kusarken  sana, sen sağır olmayı dilersin. Sussun ve bir daha konuşmasın, onunla birlikte tüm dünya sessizliğe boğulacak olsa bile… sussun.

Hayat çok garip, ummadığın anda, o karşında. Elinde bir kutu çikolatalı pasta.  Kucak dolusu mutluluk getirmiş sana. Sarılınca boynuna, hissedince o tanıdık-sana ait- kokuyu, ruhun hafiflemiş.  Bütün melankolik hallerin arka odada kalmış. Beklediğin hep buymuş.

Hayat çok garip ya da ben, belki de sen veya o.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...