30 Haz 2010

dans ma rue*


sevmiyorum beni sorgulayan insanlari.
neden merak ediyorsun ki sevdigim muzigi, uyaninca ilk kimi dusundugumu, en sevdigim yemegi, yaz mi bana gore kis mi, kahve mi cay mi, hayal mi gercek mi, sadakat mi nankorluk mu? sanane tum bunlardan!

kafanda bir yerlere oturtmaya calisiyorsun beni, girmeliyim illaki bir kategoriye ki sende bana nasil davranacagini bil. o kadar aynisin ki digerleriyle... hicbir sey bulamiyorum sende.

halbuki ben dengesizligi severim, nasil davranacagi belli olmayan insanlari, bir gun gogsune sarip ertesi gun kapi onune birakanlari, onemsemeyenleri gecmisi ve gelecegi, fazla konusmayanlari, cok soru sormayanlari, iyi dans edenleri, daha once hic dusunmedigim seyleri dusunenleri, yolculugu sevenleri, severim iste. toplarim once hepsini birer birer, avuclarimda biriktiririm, cebime koyarim, sonra devam ederim kendi yoluma, daha once gitmedigim yerlere gidiyorsam eger geri donus yolunu bulabilmek icin evimin, teker teker birakirim onlari yollara. uzaklasirim boylece kendimden istedigim kadar. daha sonra bulmak istedigimde benligimi, yollarda biraktiklarimi takip ederim. buyurum gunden gune, cebimde topladiklarim arttikca, daha uzaklara dikerim gozlerimi. o uzaklarda yenilerini eklerim cebimdekilere. amac uzaklara gitmek mi cebimdekileri arttirmak mi bilemem, saklarim ben bir cok seyi kalbimde. biriktirme huyum annemden, sevme hevesim babamdan. birakmaz pesimi aliskanliklarim.

neyse ki biliyorum; ne kadar uzaklara gidersem gideyim, ben hic kaybolmam.

*sokagimda.

29 Haz 2010

yaklas

waka waka dansi,ben ve o :) eglenceli, basit, hicbir sey dusunmeden, sadece o'nu i taklit ederek, ayni zamanda buyuk bi ciddiyetle, saygi duyarak(!). zaten afrikalilara dondum. zayifladim birazcik.bol sutlu kahve bir de votka istiyorum.
saclarimi taramiyorum, erken uyaniyorum, ruya gormuyorum, mont blanc a bakarken onu diliyorum. yanimda olmaliydi diyorum. benim icin bir seyler yazmaliydi.
pisman degilim onu tanidigima, hicbiri icin pisman olmadim zaten.

beni hep eksik, yarim anladilar simdiye kadar. yalnizdim ben yanimda biri uyurken bile.
kimseye " bana yaklas" demedim ben, icimden deli gibi istesemde.

22 Haz 2010

sende uyuma

Az uyuyorum, seni daha çok özlüyorum.

Ben uyumuyorum, uyanışı izliyorum. Önce kuş cıvıltıları başlıyor. Sanki nefes alış verişini duyuyorum dünyanın. Uzaktan bir gemi geliyor, suda ki sessizliği bozmaya yeminli.

İstanbul diyorum… büyü artık ve büyüt.

Hava aydınlanmaya başlıyor, yaşlı bir kadının hareketlerindeki yavaşlıkla. Yardım etmek istiyorum güneşe. Sanki zorlanıyor bu sabah doğmakta. Sabırlı olmayı böyle mi öğrenir insan? Bekle diyor,nereden geldiğini bilmediğim bir ses. Kafamı kaldırıyorum gökyüzüne, ben baktıkça daha çabuk doğacağına olan inançla. Hava birden soğuyor. Pencerem açık. Rüzgar beni kokluyor.

Kuşlar… hiç susmasınlar. 

21 Haz 2010

içimdeki

Ağlamak istiyorsun, susma. Uzaklarda olma isteği hiç gitmedi içinden kabul et.
Kendine yalan söylemeyi kes artık.dürüst biri değilsin sen. Kimi kandırmaya çalışıyorsun ki!  Bak ben buradayım sana inanmayan tek insan. “Sen öyle güzelsin ki o yüzden kanıyorlar sana.”  Demişti biri. Sen de iltifat olarak algılamıştın ya hani bunu, işte o günden beri soğudum senden. Başka bir şey yok muydu yani sende . hayır, sadece bir tür acıtma operasyonuydu bu. Bu cümleyi söyleyecek sana sende kırılacaksın. Böylece üzmüş olacaktı seni. “Sen aptalsın” ın bir başka versiyonuydu. Ama sen onun istediği gibi davranmadın. Yine kaybettin. Hiç kızmadın ve teşekkür ettin güzelliğini dillendirdiği için. İşte hem kızdım sana onu parçalamadığın için hem de yine hayran oldum soğukluğun için.
Şimdi sen artık başka bir zamandasın. O çok geride kaldı. Hala bıraktığın yerde. Bu seni rahatlatıyor mu?merak işte, bir tür merak .
Niye insanlar bu kadar meraklı, niye senin hayatınla ilgileniyorlar?
Bir dk… heyy kafan yerinde mi senin, yine çok içiyorsun. Bak yine çıkacak birileri, hep aynı hikayeleri anlatıyorsun diyen, sonra da aynı hikayeleri yine senden okumaya devam edecek ya neyse.
Bir şey sorucam, bu sabah gerçekten özledin mi onu? Hayır ben şaka yaptığını düşündüm de.heyy kıs şu müziği, bak benimle konuşmuyorsun, yine kızıyorum sana. Yanıma gel dansı bırak, dinlemek istiyorum seni. sadece gülümsüyorsun işte yine, niye cevap vermiyorsun. Biraz daha içki?
Beni seviyor musun, Yani kendini?
Bazen kapının önüne koyuyorsun beni, günlerce konuşmuyorsun. Susuyorsun. Nereye gidiyorsun öyle habersiz?  Ben seni bekliyorum bıraktığın yerde, gelip beni almanı dileyerek geçiyor zaman. Ama senden  en ufak bir haber yok. Uzaklara dikiyorsun gözlerini. Hayallerle yaşıyorsun. Yemek yemiyorsun. Düşünmüyorsun. Konuşmuyorsun. Öylece bakıyorsun uzaklara. Biliyorum gitmek tek isteğin. Sevmiyorsun sen kimseyi. İstemiyorsun. Kızıyorsun herkese, sana  bencil dedikleri için, seni istediğin gibi sevmedikleri için, seni bağlamaya çalıştıkları için, yeteri kadar ilgilenmedikleri için, engelledikleri için, kıskandıkları için, fazla iyi davrandıkları için, hayatına karıştıkları için, kalbinde oldukları için… kızıyorsun onlara. Kırmızıyı sevmiyorsun, onlar seviyor diye.
Hayaller kuruyorsun hepsi orada. Sen hep acı çeken taraf. Parçalanan ilişkilerle dolu hayaller. Niye böyle? Niye mutlu olduğun bir hayal kurmuyorsun ki hiç? Hani uyumadan önce, düşündüklerin var ya,  reddediyorum onları. Hayatına el atmak üzereyim. Çok ihtiyacın var buna biliyorum.
Bak hayaller gerçekleşir, bunu unutma! Sen böyle umutsuz hayaller kurdukça, geleceğimden korkuyorum. Bana cevap ver artık nesin sen?  Seviyor musun beni, bunu bilmeye o kadar çok ihtiyacım var ki? Ben senin aklın mıyım acaba kalbin mi? Hangisi olmak isterim? Bilmiyorum. Hangisinden vazgeçemezdin ?  Ama sen o kadar değişkensin ki korkuyorum. Beni artık uzak tutma kendinden. Barış imzalayalım bu gece. Yalansız olsun ama. Bak ben her şeyi biliyorum. Sana kanan aptallardan değilim. Birlikteyiz ben ve sen.
Şimşek çakıyor. Korkuyor musun? Ben ürküyorum işte sadece biraz. Ama sen korkma, bak biliyorum, bir  yerlerde biri seni düşünüyor. Biraz daha votka?
Çok düşünme tamam mı o özlediklerini. Çünkü onlar bir daha geri gelmeyecek. Sen kişileri değil anları özlüyorsun. Evet, biliyorum kimse onun gibi öpmüyor seni… tutkuyla…  ama işte bak bitti. Sen istedin. Öpücükler yalan söylemez değil mi?  Aşık mıydın ona? Cevabını veremeyeceğin bir şey değil mi bu. Aşk neydi senin için? Tamam tamam, biliyorum nefret ediyorsun bu konulardan, üstüne gelmeyeceğim bu gece. Yalnızsın, votkanlasın , korkuyorsun da yağmurdan. O olsa sarılırdı sana sımsıkı evet bunu da biliyorum. Ama sen de biliyorsun ki onun kokusu olmadan da yaşayabiliyorsun. Hatta bazen mutlu anların da oluyor. Peki ne bu kaygı o zaman, beni üzme, korkuyorum ben de, sana bir şeyler olacak diye . Susma ne olur, konuş benimle. Dokunamıyorum sana ama konuş. İçindeki ses hiç susmasın. Biz aslında kaç kişiyiz bilmiyorum. Yalnızlığı dahil etme bize. Sadece kendimize göre olsun tüm hayatımız.
Biten ilişkilerdense, biten içki bardağı daha çok üzüyor seni değil mi… İşte bu yüzden üzülüyorum senin için. Ama anlıyorum da. Sen çok üzüldün değil mi, yüzyıllar önce. Kırmıştı seni o adam, sen ağlıyordun her gece ve yalvarıyordun ona. Gurur tanımadığın bir kavramdı. Onunla doğmuştun ve onsuz yaşayamazdın . Öyle sanıyordun. Yalvarırsan geri gelecek, sadece ona onu ne kadar sevdiğini anlatman yetecek…sanıyordun.  Ama o, sana aldırış etmedi.
Sustun bir gün. Hiç olmayacak bir zamanda. Göz yaşların kurudu. Sadece onun kadar güçlü olmayı diledin, onun kadar güçlü ve  ulaşılmaz, işte o zaman.
Sanırım büyüdün sen,  ben fark etmeden. Hayallerin hala karamsar, evet herkesin söylediği gibi en kötüsünü düşünürsün sen.
Bir tek annen tanıyor, içinde ki mutlu çocuğu. O seni çok farklı görüyor. Mükemmel bir çocuk. Anlayışlı, sadık, itaatkar, pozitif, akıllı, merhametli… başka kimse fark etmiyor annenin sende gördüklerini.  Fark etmedikleri için sevemiyorsun onları. Bu yüzden de , acıyı hissedince kaçıyorsun hemen annenin kucağına, masum bir çocuk gibi...Yine de çok umursamıyorsun onları. Annen iyi geliyor sana. İnanıyorsun insanların seni kıskandığına. Göze batıyorum diyorsun, fark ediliyorum, o yüzden tüm bu karalama çalışmaları, diyorsun. Belki haklısın ama çoğu zaman değil.  Votka?

Neredesin şimdi? Çok uzak bir dünyada değil mi. Aşk var orada sadece, gerçek aşk dedikleri hani. Senin sınav kağıdında, fréderic e anlattığın. Bitmeyen, hep aranan… ağla hadi, ihtiyacın var buna.
Bugün kimseyle konuşmadın. O telefon konuşmasından sonra. Sinirlerin bozuktu, olmak istediğin bir yer vardı, sahi orada olmak istiyor muydun?  Sen gerçek bir yalancısın. Ben bile emin değilim senden.
Gerçek aşk diyordum…  ne zaman bulacak seni? Önce hayata dönmen lazım, aramıza. O kadar kopuksun ki … ulaşamıyoruz sana. İstemiyorsun değil mi aslında inanmıyorsun böyle şeylere.
Tek isteğin ayılmadan uyumak, tamam rahat bırakıyorum seni git şimdi. Ağlamayı kes ama. Dayanamıyorum sana. İnan o özlediğin kadar çok seviyorum seni, o gitti bak ama ben sonsuza kadar yanındayım.  Bırak beni yok saymayı . Ben buradayım. Seninle.

18 Haz 2010

the end

ne güzel kayboluyorsun sen öyle, gitgide küçülüyorsun. ben sana bakıyorum arkandan. gerçekten yok oluyorsun. herhangi bir "anı"ya dönüşmek üzeresin tam şu an, muhtemelen bir daha aklıma gelmeyecek olan. keyifliyim, bu yüzden hiç sorun yok. ben yine oyunlarıma geri dönüyorum, dışarıda eğlence beni bekler bilirim. güzel vakit geçirdim, kısa bir yanılma anı diyelim. arada güzel böyle heyecanlar. evet evet övünebilirsin kendinle , biraz heyecanlandım doğrusu, severim ben böyle kendine inan insanları. sen bana hikayelerini anlatırken kendine olan sonsuz inançla, ben gülüyordum ya sana hani, gerçekti o gülmeler. evet gerçekten dalga geçiyordum. sıkıcıydın çünkü. çok uzaktın benden. yalnızlıklardan bunalmıştım zaten bir de senin yalnızlığın fazlaydı bana.
senin bir artın yoktu diğerlerinden.
* üzgünüm, çok daha iyilerini gördüm.
* üzgünüm, seni hiç özlemeyeceğim.
* üzgünüm,  sen hiçbir zaman yetmedin zaten.
* üzgünüm, sana bir konuda yalan söyledim.

bu aralar tek isteğim...

Sessizlik… biraz sessizlik istiyorum ve biraz zaman. Yalnız kalmaya ihtiyacım var, bana gereken fiziksel uzaklıklar. Kendimle vakit geçirmeyi özledim, kendimi özledim. Dergilerim, kitaplarım, fonda sakin tınılar ve kahvem, bol sütlü olanından. Gevşemeye ihtiyacım var.

Hayat birden çok hızlandı ve bu tempo beni delirtiyor. Bir yere yetişmek istemiyorum, yeni insanlar istemiyorum, hele ki var olanları çıkarmaya çalışırken ben, yenileri için hiç enerjim yok.biraz sussak, kimse konuşmasa, dedikodular kesilse, aptal gülümsemeler yok olsa, gereksiz şımarıklıklar bitse ve ben çok uzaklarda olsam… her şey güzel olur.

Yogayı özledim, kaslarımı geri istiyorum. Gevşemek diyorum ya, hiçbir şey düşünmeden, hayattan sıkılmadan, sadece var olduğun, nefes aldığın için duyduğun şükran duygusuyla , gevşemek. Yalnız olmadığını, öylesine bırakılmış, başıboş olmadığını bilmenin verdiği bir güven duygusuyla gülümsemek ve bir parça çikolatanın tadını hissetmek hayat olsa gerek.

Favori çikolatama zam gelmiş! Evet, bundan sonra canımı illa ki bir şeyler sıkacaksa, bu tür şeyler sıksın. Çikolatanın fiyatının artması, masaya dökülen kahve, tırnağın kırılması, bacağımdaki kramp, café de sevdiğim tatlının yeni bitmiş olması… bunlardan daha “ciddi” problemler istemiyorum artık hayatımda. Ömrümü yemeye hiç niyetim yok çünkü 50deyken ben, 35 gibi görünmek istiyorum :)
Yaşasın gamsızlık!

17 Haz 2010

garip olan ne?

Hayat çok garip, bahaneler çok ve bazen acıtıcı. İnsanlar çok da yaratıcı bahane uydurma konusunda. Karşısındakinin durumu “çakmayacağından” emin, sırala bahaneleri… Diyecek bir söz yok ona, bu kadar  reddedildikten sonra. Yalana dayalı tüm ilişkilerimiz zaten,  alt tarafı onlara bir yenisini daha eklemiş oluruz, sonra kaldığın yerden devam.

Hayat çok garip, insanlar çirkin ve kaba. “Nezaketten yoksun bir avuç insan, tüm dünyasını kişinin nasıl mahvedebilir?”  sorusuna yanıt benim hayatım. Çirkin sıfatını yapıştırmam için bir insana , bir bakış yetiyor. O soğuk,  kıskanç ve boş  bakışlar... Aşağılanmayı hak eden bir grup insan…  yalnız ve mutsuzlar, hak ettikleri gibi.

Hayat çok garip, sözcükler aldatıcı ve kırıcı. Kelimelerin anlamlarıyla oynanan oyun, hislerle oynanan oyun kadar can yakıcı. Karşındaki, zihnindekileri kusarken  sana, sen sağır olmayı dilersin. Sussun ve bir daha konuşmasın, onunla birlikte tüm dünya sessizliğe boğulacak olsa bile… sussun.

Hayat çok garip, ummadığın anda, o karşında. Elinde bir kutu çikolatalı pasta.  Kucak dolusu mutluluk getirmiş sana. Sarılınca boynuna, hissedince o tanıdık-sana ait- kokuyu, ruhun hafiflemiş.  Bütün melankolik hallerin arka odada kalmış. Beklediğin hep buymuş.

Hayat çok garip ya da ben, belki de sen veya o.

16 Haz 2010

Eroin

Başta sadece bir kelimeydin sen, aklıma girmeye çalışan. Gerçek bir gülüş, bende ki sana uygulanan tüm vizelerin kalkmasını sağladı. Bitmedi çabalamaların, o kelimenin içini doldurmaya başladın. Cümleler oldun zamanla. Büyüttün içimde ki seni,  çoğaldın...
“sen”  sızıyordun damarlarımdan kanıma , ben hiç fark etmiyordum. Her an kapıyı yüzüne kapayabileceğimi sanıyordum hala. Varlığının kalıcı bir iz bırakma olasılığı yoktu bana göre. Sen sadece bir cümleydin ya, hala öylesin  sanıyordum.

Alıştım sana, seviyordum da. Varlığının güzeldi hem yokluğun da  dayanılmaz değildi. Biliyordum çünkü her uzandığımda tutacaktın elimi, beni bunaltan dünyamdan alıp, hiç tanımadığım uzaklıklarla tanıştıracaktın beni. İstediğimde de giderdin nasılsa. Kontrolümdeydi her şey. (ya da ben öyle sanıyordum.)

13 Haz 2010

rüya

Birini rüyanda görmeye başladıysan , o senin hayatına sinmiş demektir. O kişi aklında, bilincinde, bedeninde kısacası tüm varlığında yer bulmuş kendisine.
Rüyalar hep kokutur beni. Olaylar yoktur, mekanlar vardır tanımadığım ama bana ait sandığım. Renkler vardır karmakarışık. Hiç konuşmam, sadece izlerim. Gerçek hayatta bu şartlar sağlandığında, başıma hep kötü bir şeyler gelir.
Bazen de rüyamda özlediklerimi görürüm.” O” hayatımdan hiç çıkmamış gibi bir kurgu olur hep. O konuşur ben dinlerim, gülerim çünkü keyifli şeylerden bahseder ve özlem duygusunun yok olduğunu düşünürüm. Uyanınca kabus başlar, çünkü bin kat artmış bir özlem duygusuyla uyanırsın. Uyandığına pişman olursun önce, rüyanda onu gördüğün için, bilincinin sana yaptığı bu oyuna kızarsın, kendine darılırsın ve “acaba şimdi ne yapıyor, nasıl?” sorusu beynini tırmalamaya başlamıştır artık. Birlikte uyanışlarını düşünürsün sanki yüzyıllar önce yaşanmış  olan ve bir iki damla gelir ardından tutamadığın. Derin bir nefes alırsın. Kalbine bu baskı fazla ağır gelir, kıpırdayamazsın. Sessizce “düşünme” dersin, “hiçbir şey düşünme artık onunla ilgili.” Sadece yaşamaya devam et, güne başla. Hayat zaten öyle bir şey ki sen istesen de istemesen de zamanla silecek tüm hafızanı, sen şimdi o anı  bekle.
Rüya görmeli arada, ama çiçekler, böcekler, güneş olsun rüyada, bir bahar havası yani. Birileri illaki olacaksa, gülen, neşeli çocuklar olsun. Güzel bir rüya olsun, keyifli uyanabileceğim .
Güzel bir “rüya” görmeyeli çok uzun zaman oldu.

5 Haz 2010

kutsal topraklar

Bazen cevabı gelmeyeceğinden bazen de cevabın kendisinden korktuğumuz için soru sormayız. Susarız. Zaman geçer ve biz unuturuz olup biteni.  “ toplumsal hafıza” dediğimiz şey nedir ki zaten, balık hafızası. Gün geçtikçe silikleşir bellek ve sonunda yok olur bütün o yaşanılanlar..Taa ki biri gelip bizi “fena” halde dürtene kadar. Sonra silkelenme başlar toplu halde. Olay gündemde olduğu sürece bizde küçük dünyamızda kendimizce “tepki”mizi  gösterdiğimizi düşünürüz. Sorun şudur ki, küçük dünyamız sandığımızdan daha küçüktür ve bu sebeple “tepki”ler bir türlü “etki”ye dönüşmez. Neyse ki bize tepkiyi göstermiş olmanın verdiği rahatlama yetiveriyor. Vicdanımız rahat, kafamızı hiç düşünmeden aksi yöne çevirebiliyoruz. Öyle bir nesiliz ki, yaşamadığımızı algılayamıyoruz. Hislerimiz uyuşmuş vaziyette. Birilerinin anlatması, gözlerimizle görmemiz, okumamız… bizzat yaşamadıktan sonra bizim için hiçbir anlam ifade etmiyor. Ne gerçekten orada olanları anlayabiliyoruz ne de “gerçekten” onlara yardım etmek istiyoruz.
Hadi itiraf edin, ne  Gazze de halkın %70 inin yoksulluk sınırı altında yaşaması ilgilendiriyor sizi, ne de İsrail in keyfine göre değişen yasak ürünler listesi. Gazze ye inşaat malzemesi sokmak yasak, müzik aletleri, laptop, at, eşek, keçi, A4 kağıt, adaçayı, kimyon, kişniş, zencefil, dondurulmuş meyve- sebze, nohut, bezelye, cips, sirke, soda, çikolata,fındık-fıstık, reçel, helva da yasak! Paket margarin serbest,teneke margarin yasak. Çay serbest , kahve yasak! Ama bunlar bizi neyse ki hiç ilgilendirmiyor(!) .
 Tek derdimiz “kendi küçük dünyamız”, kafamızda yarattığımız. En fazla “çok yazık” sözcükleri dökülüyor dilimizden. “hiçbir şey gelmez elimden” düşüncesi  ruhumuzda inanılmaz bir hafiflik etkisi yaratıyor.
Biz en fazla  “kınıyoruz” işte. Buna da şükür mü demeli, bilemedim. Neyse, bu da unutulacak nasılsa.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...