31 Ağu 2010

aklıma bi' şey geldi

Ben bir yerlere giderken, camdan hep dışarıyı izlerim. Hiçbir şey düşünmüyorsam da hemen fark ederim hep geçtiğim yerlerdeki minik değişiklikleri. Değişiklikleri fark ettikçe mutlu olurum çünkü değişiyorsa yaşıyordur.
En güzel düşünceler hep bu “vakit kaybı” olarak gördüğüm anlarda gelir girer aklıma. Hatta sarar sarmalar, “ hadi durma! Yap ” diye tırmalar aklımı. Dayanamam ben bu ısrara. “tamam,hemen inince.” Derim. Bitince yolculuk, derin bir nefes alırım. Unuturum tüm düşündüklerimi.

27 Ağu 2010

dly.

Benim hayatım, uzun ve karmaşık bir filmin kırpılan anlamlı karelerinden ibaret. Bu tadla yaşıyorum her anımı. Bir adım öteyi düşünmeden, dünü, dünden önce dünde bırakarak, sadece içinde bulunduğum anın büyüsüne inanarak, bazen amaçsız, bazen aşırı plancı… ama çoğu zaman, sadece hissettiğim için, yaşıyorum işte tüm anları(mı). 
Umursamazlık benim damarlarımda. Aklımda bir  şey tutamamam, hiçbir şeyi önemseyemeyişimden. Kimse için kıvranmıyor oluşum ise, kendim için sürekli yeni kaoslar yaratmamın nedeni. Ben bir şey yapmıyorum ki. İzliyorum olanı biteni sadece. Hiçbir şeyi değiştirmiyorum. İnsanlar değişiyor hayatımdaki, sonra bunu benim üzerime atıyorlar,halbuki ben kimseyi değiştirmek için bir şey yapmam ki. “Sen bilirsin” derim hep. Sen bilirsin.

26 Ağu 2010

taslak halinde

Aynıyım demiyorum, herkes gibi de değilim çoğu zaman.
Geçiştirilmek için kurulan cümleler var ya, bu aralar ben o cümlelerim işte.  Onuncu kattan düşen kağıt mendilim.  Denizden çıktığında bedeninden süzülen son damlayım.
Rafta seni bekleyen, okumayı hep ertelediğin, konusu ilgini çekmeyen  hikaye kitabıyım. Çoktan unutulmuş eski bir fotoğrafım, bakınca içini acıtan. Ben buyum işte, mutsuz, kırılgan, doyumsuz  ve bu yüzden  hep kaybeden biri.

En basit oyunlarda bile kaybederim ben.
Bazen bir prenses olurum. Öyle hissettirirler, bende minettar kalırım onlara, bazen de “zaten böyle yapmalı” derim, kendimi beğenerek. Karşıdaki bir anlam ifade etmez. Üzülürüm de ben o zaman yine, çünkü ben hep beni seveni sevmek isterim, onun bana verdiklerinin karşılığını vermek. Ama bazen olmaz işte.


“Artık siz bir yabancısınız” dedi kadın. “Samimi olamamam bu yüzden.”

minik bir dilek

Yazmak bile gelmiyor içimden. Hayatımda 1 şey düzgün gitsin, sadece tek bir şey ya… çok mu zor? Niye benim için her şey bu kadar karmaşık? Ne yapıyorum ki ben, biri bana yardımcı olabilir mi? Ne benim işlediğim büyük günah?
Ben kendimde olmak istemiyorum. Bu melankoliden nefret ediyorum. Gitgide dengesiz biri oluyorum. Git gide tükeniyorum. Ama yok olmak istemiyorum ki. İçim bağırıyor, anlayan bir insan bulur umuduyla. Sıkılmışım yine kendimden. Acımayla karışık bir korku kendime hissettiğim.”boşbulunuş” larımdan korkuyorum. O anlarda verdiğim yanlış kararlardan…  Belki  hiç sevmedim kendimi, belki de tüm hayatım kendime kendimi beğendirme çabasından ibaret.
Yok sayılmak nedir, dibine kadar yaşıyorum. Haykırıyorum buradayım diye, sesimi duyan yok.  Artık enerjim yok hiçbir şeye. İnsanların bağırmalarından ürküyorum, yüksek ses tonu katlanamadığım tek şey. Kaçacak bir yer yok. Yerle gök arasında kalmış, bir beden içine sıkıştırılmış ruhum. Beden ki benden çok farklı, ben bir çocukken, o bir kocaman bir kadın, ağır geliyor bu beden bu ruha. Durmadan hırpalanıyorum, beni hiç tanımayan insanlar tarafından. Herkes acıtıyor, sokakta uzun uzun beni izleyen o adamda, en yakın arkadaşta, sevgili dediklerimde, hep iyiliğimi(!) düşünen annem-babamda, durmadan dinlediğim o şarkıda, özlediğim o seste! Hepsi etimi koparıyor sanki.
Ben ölmek istemiyorum, sadece yüzünüzü göremeyeceğim, sesinizi duyamayacağım ve kokunuzu hatırlamayacağım bir yere gitmek istiyorum. Minik bir dilek işte.
24 ağu.’10
Ağustos ayını da hiç sevmem, söylenişi zor bir kere! Sildim seni Ağustos!

24 Ağu 2010

bazı insanlar...

İnsanlar bencildir. Kendi çıkarları ya da keyifleri söz konusu olduğunda, kimseyi önemsemeyecek kadar bencildirler. Aynı zamanda bu tip insanlar iki yüzlü olur ki işte bu karakter özelliklerine sahip insanlar, hayatın ne kadar boş olduğunu sürekli size kanıtlarlar.
Bir de kıskançlık varsa, hem de gizli kıskançlık, kaçın. Size iyi görünüp gizliden kuyunuzu kazarlar itinayla. Arkanızdan çok güzel iş çevirirler, aynı zamanda bir ustadır bu arkadaşlar yalan konusunda.   Yalanları toparlama üzerine kuruludur bütün muhabbetleri. Kazara bir şeyi toparlayamazlarsa da “saflık” larına verilmesini isterler yalvaran, masum ayağına yatan gözlerle. Sizin tüm geçmişinizin çetelesini tutar bu zavallıcıklar. En yakınınız gibi görünüp, güven sağlamaya çalışırlar. Bükemediğin eli öpeceksin mantığıyla yaklaşıyorlarmış gibi görünürler. Halbuki bileğinizi bükme gayesinden bir gün olsun vazgeçmemişlerdir. Tek dertleri sizin açıklarınızdır. Sizin mutlu olmanıza ya da görünmenize, başarılı olmanıza  asla dayanamazlar, eğer öyleyseniz derhal kalp kırıklıklarınızı hatırlatırlar. Maksat sizi üzmektir ya, bir şeyleri unuttuğunuzu ve iyi hissettiğinizi söylediğinizde, kendinizi çok değersiz hissettiğiniz o gün var ya işte zulada tuttukları, “o gün nasıldın ama?” sorusu sizi düşündürür. “Kim bu yanımdaki ?” dersiniz. O ise gülümseyerek “hala üzülüyor musun yoksa,” der. Sizin aklınızdan geçen ise o gülümseyen suratı dağıtmaktır, büyük bir zevkle. Susarsınız. Başta amacınız şans vermektir. Hoş görürsünüz bazı kıskançlıkları, hatta çoğu zaman üzerinize alınmazsınız. Fakat bir sonu gelmez bu tavırların. İş değişir. Kaybolup gitmesin istediğiniz güzel sandığınız ilişkinizin, çıkarlar ilişkisine döndüğünü fark ettiğinizde, tek üzüldüğünüz, sizin de masumluğunuzun yok olmaya başladığı gerçeği olur. İnsanlar birbirlerini etkiler, hayatınızda olan insanlara benzersiniz zamanla.  Hatta bazen daha da kötüleşirsiniz, kötü olandan! Korkmayın, büyüyorsunuz.

23 Ağu 2010

bilmiyorum.

Sıkıntı. Yüksek ses müzik. Alınması gereken kararlar. alkol yok. Yazı yazmak yok. Konuşmak serbest. Ama anlayan bulmak yok. Çabuk olacaksın. Sessiz olacaksın. Çalışacaksın. Tamam diyeceksin. Temel olan itaat. Gizli bir korku. Küfretme isteği. Kaçma isteği. Bir sözcüğe takılıp kalma. O anda her şeyin bitmesi. Bağıra bağıra şarkı söyleme isteği. İçinde kalan dans etme isteği. Sus. Düşünme bunları. Düşünmen gereken şeye yoğunlaş. Yapabilir misin? Sanmıyorum.

15 Ağu 2010

minik bir hikaye

İlk soru, “neden terk ettin beni?”
  
                  -  Hatırlamıyorum bile.
( vitrindeki ayakkabılar...)

-   Beni dinliyor musun? Sana diyorum!! Bana neden doğru düzgün cevap vermiyorsun?!
-     Hatırlıyorum. Hırpalıyordun beni. Çok fazla hem de.
-   Hayır, ben sana hiçbir zaman kıyamadım ki!!!
    
Gülümsüyor kadın. Yine bir sessizlik.
Onunla geçirdiği zamanı düşünüyor .  Ondan nasıl kaçtığı geliyor aklına. İzini kaybettirme çabaları… Tekrar nasıl bulduğunu çözmeye çalışıyor.

-          Neden konuşmuyorsun? Anlamak istiyorum seni.
-          Gitmek istiyorum.
-          Peşini bırakmayacağımı çok iyi biliyorsun. Bence  konuşmalısın.
-          Ben senden nefret ediyorum.
-         
-          Gitmek istiyorum.
-          Ben sana aşığım.
-          Sen sadece yalancısın.
-          Ben sana çok aşığım.


Kadın, ulaşılmaz görünen kadın… Aslında hep olmak istemiş O’nun yanında. Bitmeyen hikayesi olsun istemiş, baş karakterin O olduğu. Gerçek olmamış bu kadının hiçbir masalı. Bunu fark ettiği gün acıyarak bakmış aynada kendine, mutsuz  kadın. Ağlayamamış bile.

14 Ağu 2010

dancing with myself

Bugün aynaya baktığımda, ben başka biriydim. Sanki gözlerim bir başkasınınmış gibi, sonradan bana verilmiş, ödünç olarak. Öylesine bakıyordu bana, gözlerim.  Bir şey saklıyormuş gibi. Beni tanımıyormuş gibi.
Yaşadığının farkında olmamak çok kötü. Günlerin sayılı olduğunu bilmek ama bunu es geçmek, niye? Nerden çıkarıyorum sonsuza kadar yaşayacağımı? İnanmak istemiyorum buna. Böyle düşünmekte istemiyorum, evet ölebilirim her an. Korkmak istiyorum , evet benim sorunum fazla korkusuz oluşum.  Halbuki kaybedecek çok şeyim de var, neden korkamıyorum ki? Yoksa umursamaz mı deniliyor benim gibilere? Doğru umursamıyorum, olanları. Unutuyorum her şeyi bir güzel. Geçiyor, gidiyor, izi bile kalmıyor,  uyuyup uyanınca. Ağlayamıyorum bile canım acıdığında. Tepkisizlik had safhada. 
Duygusuzlaşıyor muyum yoksa? Bak bundan korkuyorum işte, duygusuz biri olmaktan, hissedememekten.
Ben incitilmek hiç istemem, kendimi korumam hep bu yüzden.  Bağlanamıyor oluşum da benim suçum değil zaten. Sorunlu biri olmak istemem  ama  ben bazen çok sıkılırım kendimden.

13 Ağu 2010

bakın bakın ne yazdım :)

Bu gün bisiklete bindim, en son fransada binmiştim, sokaklar boştu, hava serindi, bir de hep hafif rüzgar vardı. herkes durup yol verirdi. aklımdakiler ve yanımdakiler başkaydı o zaman. güzeldi.

ama buradaaa çok daha eğlenceli!!! kimse durmuyor, sağdan soldan çocuklar fırlıyor. sokaklar insan dolu yarabbim ne güzel. nüfusumuz hiç azalmasın, hep artsın. hava bayıltabilecek seviyede nemli ve sıcak. eve geldiğimizde sırılsıklamdık, hiç abartmıyorum.

aklımdakilere gelincede, aman şu erkek çocukları işte. hepsi ayrı bir problem. sorun ne aslında biliyor musun; kimse ne istediğini bilmiyor. hem kaybetmek istemiyorlar, hem de kaybetmemek için hiçbir şey yapmıyorlar. ben bazen bilinçli olarak fazla yüz veriyorum, çünkü sevdiğim birini şımartmayı seviyorum, ama işte karşıdaki anlamalı bunu. kerameti kendinden zannediyorlar, sonra da ben kavgacı, huysuz, huzursuz sevgili oluyorum, halbuki öyle biri miyim,asla! :)

neyse hayat güzel bu aralar erkek çocuklarına rağmen:)

11 Ağu 2010

şikayetim var.

Yazdım sildim,yazdım sildim ve yazdım sildim. Şuraya yazarken bile 50 kere düşünüyorum.  Bugün ki şikayetim, kararsızlığım. Kendimle savaşta kaçıncı rounddayım artık sayamıyorum, ama bildiğin kavga halindeyiz. Karar veremiyor bu insan, 30 kere fikir değiştiriyor, zaten konsantrasyonda 0. Hedefe kilitlen, yok yani. Kendime de “bu insan” demem ayrı bir saygısızlık,(aslında çok muhteremimJ) neyse. Bu da başka bir kavga sebebi.

Bu böyle olmayacak, biliyorum da, işte bir sonuç yok. Bekliyorum ki birileri itelesin bir tarafa doğru, en sevmediğim insan tipi oldum, yarebbim bi’şey  yap!

9 Ağu 2010

bak yine bilemedim.

Sevgili şımarık çocuk,
Söze aslında bir bok olmadığını söyleyerek başlamak isterim.  Eşitiz sevgili çocuk bunu anla. Senin tek farkın belki eski sevgili sayındır ki bunu avantaj sayıyorum kendim için, olsa olsa senden daha saf olabilirim değil mi. Ben sana kendimi anlatamadan ortadan kayboldun ya ben oradayım hala. İşte başlıyoruz.
Ben seni seviyordum. Evet senin “ne çabuk” demene rağmen seviyordum seni. Birini sevmek için  yüz yıllar gerekmediğini anlatacaktım daha sana. Ayrı ayrı her şeyini seviyordum. Gülüşünü mesela çok seviyordum. Güzeldi. Hala öyle değil mi. Bir iyilik vardı senin içinde. Gerçi kime anlatsam seni, “salla onu” diyor bana. Ben bilmiyorum hala, seni sallayıp sallamadığımı. Aklımdasın işte. Aslında iyi biri diyorum, “mesela?” diyorlar, biraz düşünüyorum, yok işte belli bir olay, yok. Galiba iyi olduğuna inanmak istiyorum. Neyse sana demem o ki, iyi biri ol çocuk, bu sana yakışan.
Çok yalan söylüyordun çocuk,bak yalan kötü bir şeydir  ve ben  yalan söyleyenlerin ağzına acı biber sürüyorum, sonra da ağlıyorlar. Ağladığında anladın bunu değil mi, yalan kötüdür ve bana söylenmez. Sana karşı kibar olmak istemiyorum çocuk biliyor musun. Kötü davranmak istiyorum, küfretmek istiyorum sana, sen beni hırçın yapıyorsun neden bilmiyorum. Geriyorsun beni. Laftan anlamıyorsun çünkü, acıtmak gerek sanki seni. Sana eziyet etmek istiyorum, planlar yaparken buluyorum bazen kendimi. Sonra iyi biri olduğumu hatırlıyorum da planları çöpe atıyorum. Ama çocuk 3 sene önce karşıma çıksaydın ve biz aynı şeyleri yaşasaydık seni yağlı kazığa oturttururdum biliyor musun. Neyse ki artık iyi biri oldum. Uğraşmıyorum kimseyle. Şanslı bir bebeksin.
Sözlerini tutmuyorsun. Buna da kızıyorum. Kandırmaya çalışıyorsun, bir de beceremiyorsun.  Annene şikayet etmek istiyorum seni, elimden bir şey gelmiyor. Baban kulaklarını çeksin istiyorum. Susuyorum.
Evet çocuk, artıların ve eksilerin ortada. Benden iyisini bulamazsın bu eksilerleJ hea madem bu kadar kötüsün ben niye seni istiyoruma gelince, gülüşün diyorum ya, yanaklarım kızararak…

7 Ağu 2010

4.50

Bu kadar güzel bir ay, yılda bir kez doğar.
şimdi tüm uyuyanlar, çok şanssızlar.

3. bölüm

Seninle ilgili gereksiz bu kadar şeyi bana neden anlattın? Neden varlığını fark ettirdin bana? Neden inandırdın gerçek olduğuna?

Gülüşün… aklımda kalan son parçan. Bir o silinmiyor, çıkmıyor içimden. Hem istiyorum onu da unutmayı, hem de kaybetmek istemiyorum, bir daha başka birinde bulamayacağımı bildiğim için. İzi kalan yaralar vardır, güzelliği bozan, sende öylesin benim bedenimde. Kaybolmuyorsun, acıtmıyorsun ama her baktığımda oradasın işte ve sadece sen olarak değil, senli bütün yaşamım orada. O yara da gülüyor bazen, işte o zaman canımı acıtıp o yarayı daha da büyüteceğimi bilerek kazıyorum kör bıçakla, göz yaşlarım bulaşıyor kanıma, uyuşuyor bedenim acıdan. İşte diyorum, bu kez unutuyorum. Yüzümdeki tebessüm gülücüğe dönüşünce yine sen oluyorum.
Ben hep yarım bırakırım, başladığım şeyleri. Eksik düşünürüm, yarım öğrenirim, mutluluklarım bile biraz yoksuldur.  Ama kendime rağmen, bende ki tek tamam olandın sen, aşk sanmıştım seni. 

6 Ağu 2010

bir dakika




Ben size korkularımdan hiç bahsettim mi, anlık hırslarımdan, çok fazla ve ani değişen ruh hallerimden, en sevdiğim sesin sahibinden, yaptığım kurabiyelerden, minik yalanlarımdan, insanlara kolay inandığımdan, kaktüsleri sevimli bulduğumdan, kışın ördüğüm atkılardan, kilo takıntımdan, annemin balkonunda kendimle geçirdiğim saatlerden,sadece akşam saatlerinde aklıma düşenlerden,  mizah anlayışımın kötü oluşundan, kendime hiçbir zaman kızamayışımdan, anne olma isteğimden, konuşmaktan hoşlanmayışımdan, yalnızlıktan kaçışımdan, “işte bu” dediğimde hep yanılışımdan,  sonra dönüp başa bir daha deneyişimden, insanlara ikinci bir şans vermeyişimden, bazen kendimle çeliştiğimden, uzakta olma isteğimden, tırmalamaktan hoşlanmayışımdan, uslu bir çocuk oluşumdan, loş ışıkları sevmemden, mumlardan ve kokulu şeylerden nefret edişimden, soğuk birayı ve sütlü kahveyi çok sevdiğimden, kimseyi incitmek istemeyişimden, çok soru sormayışımdan, sorumluluklarımdan kaçtığımdan, sadakatsizliğimden,  bazen oynuyor muyum yoksa gerçekten mi hissediyorum anlayamayışımdan, kararsızlığımdan, mükemmeliyetçiliğimden, insanlara olan tahammülsüzlüğümden, aslında erkeklerden nefret ediyor oluşumdan …  hiç bahsetmiş miydim size?

5 Ağu 2010

lunaPark


-                 
                                         -Yılın ilk yağmuru tehlikelidir, dedi gözlerime bakarak. Anlamış gibi içimden geçenleri.
     
         Lunaparkları çok severim, elimde elma şekerim. Büyüyesim de yok zaten bu günlerde.  Oyuncak bebeklerimle muhabbet ederim.  İstediklerimi yapmazlarsa hemen ağlarım, gözyaşlarım hazır bekler. Hırçınmışım çok küçükken, kimse beni sevemezmiş. Şimdide öyle, kimseye sevdirmiyorum kendimi.  Bazı şeyler hiçbir zaman değişmiyor ya hani.
         Ben kurdum kendi dünyamı ve hepinize birer sıfat verdim, hayatımdaki yerinize göre. İşte tam şu anda, geri alıyorum tüm verdiğim sıfatları. Siz hepiniz şimdi aynı oldunuz. Güzel verdiklerimi almak da, ya biri bana verdiği sıfatlarını geri isterse? Size soruyorum; ben sizdekileri alırken çok canınız acıdı mı?

3 Ağu 2010

2. bölüm

hep daha fazlası beklenerek gidilen kısa buluşmalar… “ilgileniyormuş” tavırları… içi boş bakışlar…
tanımaya başlıyordum seni, çok daha başka bir şeyle karşılaşacağıma olan inançla.


Hiç tadım kalmamıştı. Çok da yorgun hissetmeye başlamıştım, her şey bunaltıcıydı. “Sen”… hani o aklımda ki “sen”,  o senin gibi değildi. Bir şeyler vardı yolunda olmayan.

1 Ağu 2010

1.bölüm

Yalanlarını hiç sevmedim, yüzüme kustuğun. Kendimi aşağılamamı istedin benden, senden korktuğuma inanarak. Ama hiçbir zaman anlayamadın beni, bilemedin neler yapabileceğimi, hiç aklına gelmedi sana karşı tehlikeli  olabileceğim.
Üzülüyordum önceleri, beni fark etmediğin için. Çabalıyordum, senin gözünde bir şeyler olabilmek için. Çünkü sana öyle inanmıştım ki, senin gücüne. Pahalıydın sen, en güzel renkler sendeydi,  en tutkulu, en aşık, en zeki, en gösterişli, en… , her şeyin “en” iydin sen. Ulaşılması en güç …
Seni etkilemek herhangi birini etkilemek değildi, sen bambaşkaydın, kimseyle kıyaslanamazdın. Bende sana farklı yaklaşmalıydım. Denedim.
Sonra hiç beklemediğim bir anda her şey istediğim gibi oldu. Sen ve ben “bizim kısa öykümüz” adlı hikayenin başrollerini kaptık. Finali bilerek başladık hikayeyi hayata geçirmeye. Ben,  hikayenin sonunu değiştirmeye çabalayan, huzursuz aşık rolündeydim, sen de doyumsuz şımarık çocuk.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...