16 Eyl 2010

saçma


... sonra uyuruz ya da ...


Her şeyi karmaşık hale getirmek, tam bana göre bir şey. Bir şey yapıyorum, bir şeyler söylüyorum ve bazen de hiçbir şey yapmıyorum ama sonucunda yine olaylar çözülemeyecek hale geliyor. Sonra da sadece dua ediyorum, her şeyin yoluna girmesi için. Çaresiz hissediyorum.

“akışına” bırakıyorum, pişman oluyorum. İyice bulaşıyorum, sorun büyüyor. Bazen kendimi toprağa gömesim geliyor. Suçlu hissediyorum.

Yaşarken mutsuz olduğunuz, ama sonradan özlediğiniz anlar oluyor mu? Hep geriye dönmek isteyen, anı yaşamayı reddeden hastalıklı bir ruh gördünüz mü hiç, siz hiç ruh gördünüz mü? Ben görmedim, aslında arada ruh görsek kendimize geliriz. Kendi ruhum neye benziyor acaba, oha ya o kadar yıl yaşa birlikte bir kere bile görme yüzünü,ilginç bir dünya. Ruh ve beden birlikte mi gerçekten?  Saçmalıyorum.

Geçen bir gün bana biri “ne kadar çok ,saçmalıyorsun, diyorsun!” dedi. “hep böyleydin, hep diyordun bunu!” dedi. Düşündüm. Saçmalıyordu gerçekten. İtham ediyordu beni. Öyle değil, diyordum. Hala ısrar ediyordu düşündüklerinde. “Saçmalıyorsun” dedim, “kes” der  gibi. Kes!
Sonrada “Allah belanı versin!” dedi. Üzüldüm. Allah belamı veriyor evet, huzursuzum, mutsuzum. Gülmüyorum hiç. Sanki birini bekliyormuşum gibi askıda bekliyor her şeyim. Zevk almıyorum lan aldığım nefesten, mutlu musun!

Her insanın hassas noktaları, zaafları vardır. Ben hep bulurum onları işte. Bunları kullanmasam da  varlığını biliyor olmam bile bir suçtur.
Şimdi ulaşamıyorum ona. Bitti her şey. Nefret ediyorum ona ulaşamıyor olmaktan. Benim ona yaptığım gibi yapıyor, esirgiyor kendini benden.

9 Eyl 2010

oje


*Hayatta en iyi yaptığım şeyin french manikür olduğunu bilmek beni düşündürüyor. kayıtsızım. -

*Kilo aldım. mutsuzum. -

*Keşke minik bir şeyler olsa ve ben hissedebilsem bayram olduğunu. umutluyum. +

*Bu tatil çok uzadı. Yeni sezon başlasın, yeni bölümlere geçelim artık, zira aksiyonsuz bir yaşam beni fazlasıyla sıktı. heyecanlıyım. +

*Grangé nin son kitabındaki kadında kendimi görüyorum. Galiba 35 imde ben, o kadın olacağım. yalnızım. -


3 eksi 1artıyı götürür. sonuç : +,pozitif. ben iyiyim. oh.


6 Eyl 2010

hava boşluğu

atmosfere İnanır misiniz, farklı ortamlarin insanları farklı etkilediğine ?

5 Eyl 2010

liyakat

Sana bir hikaye anlatacağım. Sonunu bilmediğim,başını kaçırdığım bir hikaye.  Verdiği bir ders yok bu hikayenin, kahramanları da tanıdık değil, iyi- kötü ayrımı da yok. Ama öyle bir hikaye ki, bir yanın başına gelmesini deli gibi isteyecek, bir yanınsa ürkecek yaşayabileceğini düşündükçe.

Bu hikayedekiler  ucundan sana dokunacak ama, belki hissetmeyeceksin bile, kalbin hızlandığından. Aslında hep bu anı bekleyeceksin farkında olmadan.  Ben de sabırla bekleyeceğim, kalbimdekilerin senin avuçlarına döküleceği anı.

Bu hikayeyi ne zaman anlatacağım biliyor musun? Basit.

Ben liyakate inanırım, hak ettiğinde.

2 Eyl 2010

tek başına


Mutsuz görünüyormuşum.
...
Mutsuz bir çocuk muyum gerçekten diye düşünmeye başladım. Değildim aslında. Sadece belki biraz huzursuz… ama mutsuz değilim.

Çok düzenli bir hayatım vardı. Önceleri planım, iyi bir iş, mutlu bir evlilik ( her evlilik mutluluk getirirdi zaten benim kafamda), çocuklar vs. Basit ama huzur dolu bir yaşam kısacası. Fazlasını istemiyordum hiçbir şeyde. Gerçek anlamda mutluydum çünkü. Elimdekiler beni tatmin ediyordu.  

Kısa sürede birçok şey değişti. Önce “güven” duygusu yok oldu. Sonra gerisi geldi.  Kandırılmıştık hissi acı bir şeydir  ve intikam duygusunu tetikler. Yaşananların gerçek boyutunu, araya yılları soktuktan sonra, yeni anlıyorum. Talihsizlik. Bu kelime yeterli yaşanan olayın tanımı için. O zamanlar çok ağırdı benim için her şey. Güvenin kaybolması, sevginin ve saygının azalmasına neden oluyor, sonrasında da şiddet dolduruyor, güzel duyguların bıraktığı tüm boşlukları. Güzel anılar siliniyor hafızadan gizli bir el tarafından. Bir gece yakandan tutarak uyandırıyor çığlıklar… ve  ölüme 1 kala! Korku hiçbir zaman bu kadar baskı yapmamış göğüs kafesime, tüm bağların koptuğu, hayatım boyunca en kimsesiz kaldığım gece.

Ben bencil değildim, ben sabit fikirli değildim, ben herkesi sevebilirdim… o geceden önce.  
Uçurumdan düşüyormuşum hissi uzun süre devam etti. Hayatım bir anda boşaldı, herkes birer birer  yok oldu. “Tek başınasın!”  cümlesi, beynime kazındı.  Kabul ettim, kabul etmeye çalıştım daha doğrusu. Hırpalandım. Yıprandım. Tek başıma olmayı denedim.

Ben değiştim. Hem de çok. Anlayışlı görünmem, yapılanları ciddiye almamamdan. Kendime öyle güçlü bir zırh yaptım ki… çünkü ben tek başınaydım!  Benim dünyamda  doğru ve yanlışlar kesin çizgilerle belirlendi. Dışına çıkmak yok. Yalan yok. Teklif yok. Israr yok.  Sevgi istemek yok. Aşk yok. Bağlanmak yok. Saygı var.

Önceden başkalarına güvenirdim, sonra sadece kendime güvenmeye başladım. Güçlendim. Güçlü hissetmek, insana farklı bir çekicilik kazandırıyormuş, gördüm.  Gelecek planlarımı yaşayan insanların, mutsuzluğunu gördüm.  Bir iş ve bir eş.  Sadece bu ikisi için dünyaya gelmiş olmamalıydım. Dünyayı kurtarmak değil hedefimJ Ama bu kadar sığ da olamam. Sınır koyamam kendime. Tek başınayım ve  her şey için çok zamanım var. Bu mükemmel bir his!

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...