27 Ara 2010

içimden geçenler

aklımdan geçenleri yanımda bir beden halinde bulmak. tek bir kişiymiş gibi yaşamak. huzur.
sessizce oturmak güzel. susmadan konuşmak güzel. bakışmak güzel. derin konular hakkında  konuşmak, hayal kurmak, uykusuz kalmak, saatlerce uyumak...her anı sanki çok mükemmel ve ilginç bir şey yaşıyormuş gibi yaşamak, hayatın mucize dolu, sihirli ve parlak olduğuna inanmak... ne ki bu ki?

"gözlerine belli belirsiz yeşiller bulaşmış sevgilim."

24 Ara 2010

nefes al

sızden baska hıcbır kadının uyumadıgı tertemız yataklar yerıne, artık kalbınde uyuyan kadınları saymayı bırakmıs olan yatakları tercıh etmek... Ask mı bu yoksa bır cesıt ucuz roman mı?
Yasadıklarımız tamamen bızım tercıhlerımız mı yoksa gızlı bır elın bızım ıcın sectıklerı mı? Kosarak kactıgımız kucak gun gelır ozlenır mı, yoksa bu sadece sevılme ıhtıyacı mı? Gecmıs dedıgımız sey gercekten yasandı mı, yoksa aklımızdakı sahnelerın senarıstı hayal gucumuz mu?
Hıc dusundunuz mu, ya ınandıgınız her sey "basıt" bır yalansa?

21 Ara 2010

onu neden seviyorum? 1

onu sevmemin bir nedeni de sürekli yeni düşler yaratıyor olması.
ikimizin birlikte gerçekleştirebileceği, yapılması olağan hem de etkileyici cinsten ve benim sadakat gösterebileceğim düşler.
şimdi biz yine bir hayali gerçekleştirmek üzereyiz ve aynı zamanda da yenilerinin planını yapıyoruz.
onunla olunca, devam etmek için her şeye, sebeplerim oluyor.
benim başkasıyla birlikte hayallerim olmadı hiç. ama o bana "birlikte" hayal kurmayı öğretti.

en önemli şey buymuş demek ki; birlikte aynı düşe uyumak.

je sens la présence de dieu dans notre amour!

bir fincan daha?

kahveyi neden seviyorum biliyor musun, kolay hazırlanıyor ve tadı güzel. koyuyorum fincanımı masamın bir köşesine, soğusa bile içebiliyorum. bana "beni unuttun" da demiyor, unutsam bile. sessiz. başımı ağrıtmıyor.

muhabbetini de seviyorum. bazen anlatıyor ya hani geleceğimi ya da iç kararmalarımı. dinliyorum onu. inanıyorum ona. genelde umutlandırıyor beni çünkü, güzel hayaller kurduruyor.

ileride bir günde, mükemmmel bir hayatım olacağını biliyorum mesela. problemsiz bir ilişkim, akıllı uslu çocuklarım, iyi bir işim olacakmış bir de. nasıl mutlu olacağımı anlatamam, bunların hepsi birer birer gerçekleşecekmiş. yollar varmış bir de, evet işte hep bahsettiğim dünya turu olmalı bu. yanımda da uzun boylu, o hani çok sevdiğim adam...
her şey tam istediğim gibi işte.

kahve işte, her türlüsü güzel. keyif dolu.

20 Ara 2010

gece yarısı düşünceleri

sıkılıyorum bu sessiz evden de, dışarıdaki bitmek bilmeyen gürültüden de. okuduğum kitap da içimi karartıyor, telefondaki konuşmalar da.
geçmişi silmek... geçmişte yaşadığın herhangi bir olayı kanıtlayamasan, geçmişle aranda olan tüm bağlantıların kesilse, o zamana ait hiç kimse ve hiç bir belge var olmasa, kelimeler silinse...  ne hissedersin? aidiyet problemi mi ortaya çıkar? kim olduğunu mu karıştırırsın?

korkuyorum, yaşanılanları düşündükçe. biri gerçekten siliyor mu kelimeleri mi?

10 Ara 2010

nakarat

Hayatımızı güzel yapan insanlar vardır, dönemsel olarak.  Yaşamınızın ortasına yerleşirler. Kötü olduğunuz anlarınızda yanınızda belirir ve siz iyi hissedince, sessizce kaybolurlar. Onların hakkında konuşmazsınız, yazmazsınız. Belki uzun süre fark etmezsiniz bile onların iyiliklerini. Yalnızlığınızda gelmişlerdir ve sizi birilerine emanet edip giderler, iyi olduğunuzdan emin olunca. 

Bu insanlar bazen telefondaki o ağlamaklı ses olur  “seni çok sevdim” diyen,  bazen sinemada aynı repliğe birlikte ağladığınız, sonra da birbirinize bakıp “ne yapıyoruz biz” diyen gülüşmeler olur. Bazen de uyumadan önce size sımsıkı sarılan o el olur. Siz fark etmezsiniz.
Zaman kendi yolunda akarken, bir gün size aynı kareyi bir kez daha yaşatır. Bu basit bir karşılaşma sahnesi olabilir ya da yeni bir tanışma sahnesi, belki de bir ayrılık sahnesidir.  
Tekrar tekrar yaşarsınız aynı şeyleri ve siz yine fark etmezsiniz, onların aslında hayatınızın önemli karakterleri olduklarını.

8 Ara 2010

anlatayım dedim

Her zaman yapılacak çok işim olur. Ajandam da her güne mutlaka bir şeyler yazılmıştır, 6 ay sonrasına bile. Ama ben yine de çok boş hissediyorum kendimi.  Artık gönüllülük, sivil toplum, dernekler vs. ilgimi çekmiyor. Onlar için bir şeyler yapmak gelmiyor içimden. Bu aralar yardıma ihtiyacı olan sadece benim. Tatil istemiyorum bu kez. Yoğunluk istiyorum. Ama bu “gezme” yoğunluğu değil. Bir yerlere git, oradan çık başka bir yere yetiş, değil.

İş sanırım. Ama boş işler değil. Bir şeyler öğrenebileceğim bir iş. Şimdiye kadar çalıştığım işler çok komik geliyor artık. Saçma sapan işler, bana bir şey katmayan.

Bugün bir iş görüşmesine gidiyorum. Yarında.
Bakalım.

6 Ara 2010

aslında bu bir aşk yazısı olmayacaktı

Soğuk… gri bir hava. Çaydanlıkta kaynayan suyun sesi… Mutfak camından karşıdaki çatıyı izliyorum, çatıdaki kuşları. İkisi var ki sürekli dipdibeler. O ikisi sanki gülüyorlar birbirlerine. Daha koyu olanı bir hikaye anlatıyor, hikaye o kadar eğlenceli ki neşeleri buradan fark ediliyor.
Kuş olmayı düşlüyorum. Sınırlar, vizeler yok! Dünya senin. İstersen bu gece onun kollarında uyursun. İstediğin an dönersin ait olduğun yere.
Çayın ocakta olma durumu bana huzur veriyor. Çayı koyunca ocağa ev, gerçek bir ev oluyor. Sıcak çay eşliğinde yalnızlık tripleri, dergiler, hafif müzik, birkaç damla… Özlüyorum.
“O”nu yazmak için başlamıyorum beyaz kağıtlara ama kurduğum cümleleri toplayınca “o” oluyor.
şarkısı burda :(

5 Ara 2010

uçurum

Düşmek…  
Ama çok yükseklerden. En iyi hissettiğinizin kollarından… 

Nasıl bir his biliyor musunuz? 

Yaşamak istemezsiniz bence.

3 Ara 2010

son hikayem

Bana hikayemizi anlat diyordu, o ses. “hikayemiz…” bir hikayemiz  var mıydı, bundan bile emin değildim. Hatırladıklarım şiddetli kalp çarpıntısı, kaybetme korkusu ve mide bulantılarıyken… hangi hikayemizden bahsediyordu ?

Yaşam boyunca birçok insanla kesişir hayatlarımız. Binlerce kişi tanırız, yüzlerce kişiden hoşlanırız, onlarcası arkadaşımız olur ve bir kez, evet sadece bir kez, eğer şanslıysak, ruh eşimizle, kendi parçamızla karşılaşırız.
Onu ilk gördüğümde, çocuk denebilecek yaştaydım.  Onu gördüm, beğendim ve unuttum, bir yıl sonrasına kadar. Tanışmamız neredeyse bir yıl sonra olacaktı çünkü.  Tanışmasaydık eğer o, sadece “hoş bulduğumuz”  yüzlercesinin arasında yok olup gidecekti. Ama biz bir kez daha karşılaştık ve bir kez daha ve bir kez daha…

1 Ara 2010

uyanırken

Neler oluyor? Ben burada değilken, ben başka bir algıdayken. Hayatım çok farklılaşmışken. Yanımdakiler değişmişken. Yapmam gerekenler birikmişken. Melankoliden uzaklaşmışken ben… neler oluyor?

Mutfaktan getirdiğim bir bardak su içilmek için masamda bekliyor. Ben yatağımda düşünüyorum;  ojelerimin silinme vaktinin geldiğini, okula gitmem gerektiğini, odada yapmak istediğim minik değişiklikleri, akşam gelecek arkadaşlara neler ikram edeceğimi, aramam gereken kuzenimi, vize işlemlerimi, tatil için neleri yanımda götüreceğimi, yeni alacağımız fotoğraf makinesini, fréderic i,  yarım kalan kitabımı, oradaki karakterin yalnızlığı ve kendini ifade edemeyişinden dolayı hep kaybeden biri oluşunu, lise arkadaşlıklarını, kaç dostum olduğunu, “ ölürsem kim beni özler” in acabaları, annemin telefonu, annemin “tatlım” deyişini, kızıma benim de “tatlım” diyecek oluşum, kızımın ona benzeyeceği ... (yüzümdeki aptal gülümseme)

Geriniyorum, tatlı bir rahatlık çöküyor. Huzur... Uzun bir zamandan sonra ilk defa bu sabah “biraz daha uyku” istemiyorum.  Suyu içiyorum. Günaydınnn sevgili odamJ

Pamuk nerdeydi?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...