26 Ağu 2010

taslak halinde

Aynıyım demiyorum, herkes gibi de değilim çoğu zaman.
Geçiştirilmek için kurulan cümleler var ya, bu aralar ben o cümlelerim işte.  Onuncu kattan düşen kağıt mendilim.  Denizden çıktığında bedeninden süzülen son damlayım.
Rafta seni bekleyen, okumayı hep ertelediğin, konusu ilgini çekmeyen  hikaye kitabıyım. Çoktan unutulmuş eski bir fotoğrafım, bakınca içini acıtan. Ben buyum işte, mutsuz, kırılgan, doyumsuz  ve bu yüzden  hep kaybeden biri.

En basit oyunlarda bile kaybederim ben.
Bazen bir prenses olurum. Öyle hissettirirler, bende minettar kalırım onlara, bazen de “zaten böyle yapmalı” derim, kendimi beğenerek. Karşıdaki bir anlam ifade etmez. Üzülürüm de ben o zaman yine, çünkü ben hep beni seveni sevmek isterim, onun bana verdiklerinin karşılığını vermek. Ama bazen olmaz işte.


“Artık siz bir yabancısınız” dedi kadın. “Samimi olamamam bu yüzden.”

minik bir dilek

Yazmak bile gelmiyor içimden. Hayatımda 1 şey düzgün gitsin, sadece tek bir şey ya… çok mu zor? Niye benim için her şey bu kadar karmaşık? Ne yapıyorum ki ben, biri bana yardımcı olabilir mi? Ne benim işlediğim büyük günah?
Ben kendimde olmak istemiyorum. Bu melankoliden nefret ediyorum. Gitgide dengesiz biri oluyorum. Git gide tükeniyorum. Ama yok olmak istemiyorum ki. İçim bağırıyor, anlayan bir insan bulur umuduyla. Sıkılmışım yine kendimden. Acımayla karışık bir korku kendime hissettiğim.”boşbulunuş” larımdan korkuyorum. O anlarda verdiğim yanlış kararlardan…  Belki  hiç sevmedim kendimi, belki de tüm hayatım kendime kendimi beğendirme çabasından ibaret.
Yok sayılmak nedir, dibine kadar yaşıyorum. Haykırıyorum buradayım diye, sesimi duyan yok.  Artık enerjim yok hiçbir şeye. İnsanların bağırmalarından ürküyorum, yüksek ses tonu katlanamadığım tek şey. Kaçacak bir yer yok. Yerle gök arasında kalmış, bir beden içine sıkıştırılmış ruhum. Beden ki benden çok farklı, ben bir çocukken, o bir kocaman bir kadın, ağır geliyor bu beden bu ruha. Durmadan hırpalanıyorum, beni hiç tanımayan insanlar tarafından. Herkes acıtıyor, sokakta uzun uzun beni izleyen o adamda, en yakın arkadaşta, sevgili dediklerimde, hep iyiliğimi(!) düşünen annem-babamda, durmadan dinlediğim o şarkıda, özlediğim o seste! Hepsi etimi koparıyor sanki.
Ben ölmek istemiyorum, sadece yüzünüzü göremeyeceğim, sesinizi duyamayacağım ve kokunuzu hatırlamayacağım bir yere gitmek istiyorum. Minik bir dilek işte.
24 ağu.’10
Ağustos ayını da hiç sevmem, söylenişi zor bir kere! Sildim seni Ağustos!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...