28 Ara 2012

Yeni bir yıl


Yaşayarak öğrenme diye bir şey var. Insanın içinde sayfalarca küfretme hissi uyandıran bir şey. Insanın genç iken öngörüsü yoktur, hevesleri vardır. Öngörü otuzbeş yaş üstüne ait bir terimdir. Ağlamak isteği ise her yaşın dilemması.

Sen şimdi mutlu olduğunu düşünüyorsun ya… iki ateş ortasında kalan bir çocuğun kimsesizliğine neden olan bir dünyada, senin mutlu olmana imkan var mı? Kendini kandırma.

Senin türlü eğlencelerle, maddelerle, tüketim ile üstünü örtmeye çalıştığın, asla tarif edemeyeceğin ve bu nedenle çözüm bulamayacağın içindeki boşluğun asıl nedeni;  belki de sana çok da uzak olmayan yerlerde tecavüze uğrayan minik kadınlardır ya da Yeni Delhi yakınlarında “susuzluk” nedeniyle çıkan çatışmalarda kocasını ve çocuklarını kaybeden genç kadınlardır.

2012 geçerken, aklımdan geçen; herhangi bir yılın daha geçtiği. Savaşlar hala devam ediyorsa, dünyanın dört bir yerinde hem aç ve susuz insanlar hem de obezler varsa, insanın insana yaptığı eziyetler, toprak kavgası, siyasi bunalımlar… hala varsa… günlerin ne önemi var?


Ağlamak isteği değil mi, elimizden gelen.

Mutlu(!) yıllar dünya, “bomba” gibi bir yıl yine seni bekliyor.


21 Kas 2012

reenkarnasyon

Okurken en keyif aldığım edebiyat türü “öykü”.  Bir öykü, birinci sayfada tasvir yapıp, ikinci sayfada olaya geçmeli ve o anda okuru sarmalı. Üçüncü sayfada okurun heyecanının tadını çıkarmalı ve dördüncü sayfada olayı sonuçlandırmalı. Beşinci sayfa hiç olmamalı ve okuru kendi kendine bırakmalı, sessizce çekilmeli aradan. Öykü bitince okur, nefes almayı unutmalı.

Finale öyle inanmalı ki okur, kahramanın başka bir şansı olabileceğini düşünmemeli. “Böyle bir kahraman, ancak böyle bir sonuca ulaşır” demeli. Eğer böyle diyorsa, yazarı başarılı sayarım.

Hiçbir kaygı taşımamalı “öykü”, okuru umursamamalı. Başka bir türde okur dahil olurken olaya, öykü de uzaktan bakmalı, içinde olmak istese de, “öykü” kabul etmemeli.

Bana bunları düşündüren Çehov, birkaç sorum var “Hikayeler”ine dair, reenkarnasyona inanır mısın?

27 Eki 2012

Bayram Sabahi

Tanimadigim bir sehirde uyanmak heyecanlandirir beni. Gectigim yollardan gecen insanlari dusunurum ve yasadiklari hayatlari.

Bir bayram sabahi... Yesilliklerin arasinda once minaresi secilen bir cami ve bayram namazi... Ahenk ile secdeye varanlar ile minareyi saran guvercinler ayni renk. Duaya davet ediyor beni gordugum her sey. Tek dilek hakkim oldugunu dusunup, istediklerimi geciriyorum aklimdan bir bir. Gerceklesmesini en cok istedigim hangisi?

Bir dilek yetmeyecek anliyorum; bir dilek hakkim ile uc dilek hakki diliyorum. İlk  dilek ailem icin ve ikinci dilek "ikimiz" icin.
Son dilek ise; guvercinlerin, artik kilometrelerce uzak olmadigim sinir cocuklarina mutluluk goturmesi, en azindan sadece bu bayramlik.

Mutlu bayramlar cocuklar.

19 Eyl 2012

Mutluluğun Formülü

Hedefler koy ve kendi takvimini yarat. Bir takvimde en önemli nokta başlangıç noktasıdır. İyi bir başlangıç noktası devam eden adımları güvenceye alır. Sonrasında hedefleri böl. Haftalara ve aylara yay... ve... son olarak... 
Yap! 

10 Eyl 2012

Fazla Uzaklaşma

Herkes kendi hikayesini anlatır, kendi penceresinden ya, öyle bir şey işte. O bakınca benim hayatıma kendi elde edemediklerini görür, ben onunkine bakarsam başka teraneler…


1 Ağu 2012

bu benim...


En son kendim için bir şeyler yazmamın üzerinden üç ay geçmiş. Son üç ay… Değişim sürecine girmek ya da güvenli kucaktan yere inme vaktinin gelmesi… Hangisini seçsem daha az endişe duyarım sizce? Her neyse.
Kararsızlıklarla dolu hayatımda bir kez daha kendimi rüzgara bıraktığım için pişman değilim. Bir plan yaparım ve o planı elli kere değiştiririm. Sonunda da yine ilk planımı uygularım ve insanlar ilk fikir ile uygulama arasında geçen zamanımı nasıl değerlendirdiğimi bilmediklerinden, sonuca bakarak benim kararlı olduğuma inanırlar. Fakat ben ne yapacağımı düşünmekten geceleri uyuyamam. Aslında hiçbir şey karmaşık değil, biliyorum. İlk karar her zaman en iyi karar oluyor, ama düşünmeden duramam ki. Bir de “insanlar” var tabiî ki, durmadan beni gözetlediklerini düşündüğüm. Aslında “insanlar” ı ben ne kadar önemsiyorsam onlarda beni en fazla o kadar önemser biliyorum bunu, fakat yaşarken…
Bazen insanların kendi istedikleri hayatları yaşayamadığından o kadar emin oluyorum ki, bu benim canımı sıkıyor.
“Bu senin yaşamın ve her geçen dakika sona eriyor.” Fight Club, Tyler Durden.


1 May 2012

kendime not

Her şey değişiyor, zaman azalıyor ve kırışıklıkların artıyor da, içinden uzaklara gitme isteği hala yok olmuyorsa, bir sorun var demektir. Bence otur her şeyi baştan düşün. Aslında düşünmene bile gerek yok, nerede hata yaptığını biliyorsun. Dünya ve huzur aynı cümle içinde olamayacak kadar uzak birbirinden. Herkes en iyiyi kapma peşinde. Eğer zorla dahil edilmeye çalışıldığın yarıştan çekilmek istiyorsan, talep etmeyi bırak.
Hep hassas bir dönemdesin, hep senin üzerine geliyorlar, yalnızca sana eziyet etmek isteyenler var…
Kimse yok!
Senin kafanda yazıp çizdiklerin dışında kimse yok.
Kimse seni hiçbir şeye zorlamıyor.
Hala gidebilirsin.
Ayrıca, evet, ben de senin gibi düşünüyorum; uzaktaki hayat yaşadığın hayattan daha iyidir kesin. Hı hıı.

28 Mar 2012

hatırladıklarım

Yaşam adil değildir, çünkü biz hak etmeyiz canımızın yanmasını. Fakat başa gelir, dayanılması en güç olaylar. Ne olursa olsun, senin tavrındır önemli olan. Çünkü başına gelen, senin umursadığın kadar büyük. Sen dik durdukça, kimse binemez omuzlarına.

...

Kadınların birçok parçaya bölünerek bir bütün olmasını seviyorum.

Biliyorum ki hiçbir erkek birçok konuda aynı anda iyi olamaz, oysa bir kadın her şeyi yüz kere alaşağı edip bin kere baştan kurabilir kendi hayatını.

Bu yüzden belki de en değerli şey bir kadın doğurmak, kendi bedeninden.

Umarım benim de bir kız çocuğum olur.



3 Mar 2012

ruhunu sıcak tut

Eğer her şey yolundaysa ruhunla senin aranda, her şey iyi gider hayatında. Saçların bile daha hızlı uzar, nefes alışverişlerin düzenli hale gelir, daha dik durursun, daha çok gülümsersin. Şansın hep vardır, saçlarını yaptığında rüzgar ve yağmur sana dokunmaz, sıcak kahve asla dilini yakmaz, ödemelerinin zamanı şaşmaz, elektronik aletlerin bozulmaz, evin dışındayken telefonunun şarjı bitmez, buz dolabını açınca taze yiyecek bulursun, dudaklarında uçuk çıkmaz, hatta hiç hastalanmazsın, bitirilmesi gereken işler zamanında biter, işe-okula geç kalmazsın, durakta seni bekleyen otobüs bulursun. Tüm bunlar oldukça daha büyük gülümsersin, sanki sen farklıymışsın gibi, diğerlerinden.

14 Şub 2012

dur bi' bak

Hayata geçirilmemiş düşler, hayata geçirilmediği için hep düş kalanlar bir gün yüreğimde birike birike beni ağır bir hastalığın pençesine bırakacak diye çok korkuyorum sevgili ruhum.  Aynı zamanda bir gün trajik bir şekilde ölürsem, facebook profil fotoğrafımın ana haber bülteninde çıkmasından da korkuyorum ve bu haberi 15 sn boyunca aynı ruh haline izleyip, tepkisizce kanalı çeviren insanlar geliyor aklıma. Nip tuck ın henüz bitiremediğim 5. Sezonu, okumakla bitmeyen kitaplar, bu yaz yapılacaklar, daraltılacak pantolonlar, alınacak yeni ayakkabılar, bu dönem tamamlanması gereken ders kredileri, yazılması gereken yazılar, izlenilmesi gereken filmler, tadılması gereken yemekler… listem çok uzun, zaman çok az. Yaşadıkça da bitmiyor bu “yapılması gerekenler”. Nerede biterse bitsin hayat, hep yarım kalacak bir şeyler.

Zaman az, hayat kısa; evet ama herkes diyor ki “daha erken”. Benim ise küçücük aklım hep söz dinler.

Ama işte, şu an belki hayatımda hiç olmadığım kadar eminim kendimden; ben “O” nu istiyorum.
Belki de hiç kurmadığım düşleri bana kurdurup bir bir gerçekleştirdiği içindir tüm bu inanç. 

İyi ki benim.

8 Oca 2012

“Bu kadar az şeyle, bir dünya yaratmaları inanılmaz”

“Bu kadar az şeyle, bir dünya yaratmaları inanılmaz” diyordu, yaz gününden kalma çamaşır tellerinden damlayan yağmur damlaları. Çok uzak yerlerden gelip, bana neden oraların yoksul insanlarını anlatıyorlardı, bilmiyorum. Oysa bildiğimiz her şey, bir gün mutlaka işimize yaramaz mıydı, bunu bilmenin, beni mutlu güzel ve güvenli dünyamdan alıp, hiç düşünmek bile istemediğim hayatların sırdaşı yapması, bana acıdan başka ne verebilirdi ki? Bu bir on dokuzuncu yüzyıl Fransız aşk romanından sahneler değil,  Anna Karenina’ nın trende bitmeyen yolculuğu esnasında aklından geçenler de değil. Bu gerçek, tıpkı senin gibi. Dünyanın bir yerindekilerin ellerinden aldıklarımızla biz hala yetinemezken, onlar ellerindeki “hiç”lerle kendileri için bir dünya yaratmaya devam ediyorlar.  
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...